|
|

|
|
Anasayfa
|
|
Yazar Selin
|
|
Cumartesi, 15 Eylül 2007 |
|
Bugün yine seni anarak iç geçirdim köyüm Çocukların kumlarla oynayışı birden hayallere daldırdı beni Ben de bir zamanlar senin BANDE'nde çamurla ev yapardım Güzelim temiz kumunla oda oda yer yapardım Baktım çocuklar su getirip çamur yapıyorlar Oğlum onlara ayak uydurmaya çalışıp ellerini batırıyor Tıpkı anası gibi toprağın sıcaklığına kendini kaptırıyor Ben de senin toprağından elimi çekmezdim oynar oynar oynardım.... Toprağının bereketi her şekle girerdi Ev yapmak isteyene ev verirdin Aş ekmek isteyene cömertliğini sererdin Velhasıl toprağındaki insanlarınına hiç nankörlük etmezdin Senin verdiğin hazzı burda seyretsemde bulamıyorum Berraklığını, masumluğunu istesem de yaşayamıyorum Sen cennetin en güzel köşesi köyüm Senin verdiğin o tadı hiçbir yerde alamıyorum CANIM AVŞARCIĞIM..... Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 15 Eylül 2007 )
|
|
|
Yazar cihan
|
|
Perşembe, 13 Eylül 2007 |
|
Hani bir köy vardı Adına Avşarcık derlerdi Hasretin sevginin olduğu bir yerdi Orada ocak ayrı yanar Baca ayrı tüterdi O demleri andıkça köyüme gidesim gelir. Dağlarında buram buram anık kokar Hüzünlü kokusunu etrafa saçar Hasret gönülde yaralar açar Derin hasretimi dindiresim gelir. Karşıda durur baydını koçkayası Güzel olur ekini arpası Çayırda zıplayan kuzuları Beyaz sütünden içesim gelir. Azmı koştuk çayırlarında hozanında harmanında Serin gölgeli şirin bandeyinde Soğuk sular içesim gelir. Ey köyüm yine seni andık Dağlarında koyun yaydık O günleri bitmez sandık Eski hatıraları anasım gelir.
Ne mutluyduk o eski günlerde Sende yaşadığımız zamanda Şimdi hepsi kaldı eskide Gerilere doğru gidesim gelir. Yorum yazınız (2 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2007 )
|
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Perşembe, 13 Eylül 2007 |
Bir anda şehrin üzerine yağmaya başlar yaz yağmuru. Kalabalık şehrin gürültüsü, yağmurlu bir şarkıya bırakır yerini. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, tatlı bir kaçışmayı da beraberinde getirir. Evler, arabalar, caddeler, parklar ve kaldırımdan karşıya geçmeye çalışan küçük kedi... her şey ama herşey ıslanır. Sıcaktan kavrulan ağaçlar, susuz kalan yapraklar ve susuzluktan çatlayan toprak suya kanar.
Yaz yağmurunu pencere kenarından usulca izlerken, tuhaf bir duyguya kaptırıyorsunuz benliğinizi: "Yağmur nasıl oluyor da hiçbir ayrım yapmaksızın herşeyin üzerine yağabiliyor. Nasıl bu kadar cömert davranabiliyor?" diye soruyorsunuz kendi kendinize. Hayata "kuru kuruya" bağlı olanlar için önemsenmeyecek bir konu belki ama, hayatın kalp atışlarını yüreğinde hissedenler için hayati bir mevzu. Keza; dünyanın en değerli varlığı olan insanlar olarak birbirimizde kusur bulmakta inanılmaz hünerler sergileyip, karşımızdakini kırıp dökmek için fırsat kollarken, yağmurun verdiği bu ders asla görmezlikten gelinemez. Yağmur; çirkin güzel, küçük büyük, zengin fakir, yaşlı genç, doğulu batılı, siyah beyaz, canlı cansız... hiç ama hiçbir hesap yapmadan kendini herkese sunuyor. Belki bu yüzden seviliyor. Belki de bu yüzden insanlar yağmura "berekettir–rahmettir" diye methiyeler diziyor... Yaz yağmuru için, yağdığı yerin önemli yoktur. O ayrım yapmaz. Herkesin ve herşeyin üzerine aynı güzellikte, aynı ritimle yağar. Ve bundan dolayı herkes onu sever. Kimsecikler şikayet etmez ondan....
Bu sabah yine yaz yağmuru yağdı şehrin üzerine. Her damla sanki dudağında bir şiir mırıldanır gibiydi. Bir şiir... insanda rahatlık hissi uyandıran... ayrımcılık yapmamayı öğütleyen, küçük görmeyi yasaklayan ve herkese kucak açmayı öğreten bir şiir...Sizce kaçımız yağmur kadar vefalı, yağmur kadar cömert yaşabiliyor hayatı? Maalesef dostlar maalesef, acı ama gerçek ki; dünyanın en değerli varlığı olan insanlar olarak, bir yağmur damlası bile etmiyoruz çoğu kez! Ve kaybediyoruz, kazanmamız gerekenleri... Bir bir dökülüyoruz bu yolda.
Ve yağmur kazanıyor, kazanmamız gerekenleri... Bu yüzden hep havada özgürce dans eden o oluyor. Öyle bir dans ki; görenleri kendine hayran bırakıyor. Bizse başımız eğik sadece seyretmekle yetiniyoruz bu güzelliği... Gökyüzünden salınarak yere inen yağmuru birazdan bir çift ayak çiğnemeye başlıyor. Ama yağmur buna da aldırış etmiyor. Çünkü; yeri geldiğinde ezilmenin de kendisine birşeyler katabileceğini, acılardan da dersler çıkarılması gerektiğini iyi hesap ediyor. Yani kaybettiğinde de kazanmasını biliyor. Ve mutluluğu, asla mutsuzluğun kollarına terk etmiyor. Ve sonunda kazanan yine o oluyor...
Ne olurdu, bizlerde yağmur kadar tertemiz yaşayabilseydik hayatı. Kirletmeseydik tertemiz duygularımızı. Ne kaybederdik ayıplarımızı birbirimizin yüzüne vurmak yerine, örtmeyi deneseydik. Karşımızdakileri yaralamak ne kazandırdı ki bizlere bugüne dek. Ne geçti ki elimize sanki? Ne olurdu yaz yağmuru kadar vefakar olabilseydik!...
Biz nasıl yaşarsak yaşayalım; yağmur yağmaya devam ediyor şehrin üstüne, herşeyin üstüne.. | | | | Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2007 )
|
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Perşembe, 13 Eylül 2007 |
|
HAVUÇ, YUMURTA ve KAHVE
Bir baba ile kızı dertleşiyorlarmış. Kızı hayatında çok sıkıntı yaşadığını ve bunlarla nasıl başedeceğini bilemediğini söylemiş babasına. Hatta sorunlar ardı arkasına devam ediyormuş hayatında.
Babası kızını dinlemiş, dinlemiş ve "gel, sana birşey göstereceğim!" diye kızını mutfağa götürmüş. Baba ünlü bir aşçı imiş.
Ocağa 3 tane eşit büyüklükte kap koymuş, 3'üne de eşit su doldurmuş ve 3'ünün de altını aynı miktarda yakmış. İlk kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise de bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş.
Ve her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş. Masaya iki tabak ve boş bir bardak koyarak, ilk önce haşlanmış havucu bir tabağa almış. Sonra artık epey pişmiş olan yumurtayı alıp bir tabağa koymuş. En sonunda da artık suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahve'yi de bardağa boşaltmış.
Kızına şu soruyu sormuş: "Kızım ne görüyorsun?" Kızı demiş ki: "Havuç, yumurta ve kahve."
Kızını elinden tutup masaya yaklaştırıp daha yakından bakmasını ve hissetmesini istemiş. Kızı demiş ki:"Ne görüyorum.. Haşlanmış yumuşak bir havuç (Bunu yaparken çatalı havuca batırmış ve yumuşaklığını hissetmiş), artık pişmekten içi katılaşmış bir yumurta (yumurtayı eline almış, hatta bi tarafından masaya vurup, çatlatmış ve içini görmüş) ve bir bardak kahve. (Biraz içmiş) "Hatta tadı oldukça iyi""
"Baba, bunu niçin bana gösteriyorsun?" diye sormuş.
"Bak demiş, hepsi aynı tür kapta, aynı sıcaklıkta, aynı süreyle pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler.
Havuç ilk başta sertti, güçlü idi. Ama kaynatılınca yumuşadı hatta güçsüzleşti. Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi, ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu, ama ısıtılınca ne oldu, bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler, ve içinde oldukları suya yayıldılar. Koku yaydılar, tad yaydılar ve suyu eşsiz lezzet taşıyan bir kahve'ye çevirdiler." "Kızım sen hangisisin?" diye sormuş adam. "Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun?"
Siz hangisisiniz? Havuç gibi sert bir kişi misiniz, ama sorunlar yaşayınca, yumuşuyor ve güçsüzleşiyor musunuz? Yumurta gibi, içi yumuşak, her an kırılabilir bir kişimisiniz? Sorunlar karşısında (ölüm, ayrılık, krizler, vs.vs,), güçleniyor ve sertleşiyor musunuz? Yoksa bir kahve çekirdeği gibi misiniz? Kahve sıcak suyu değiştirir, hatta suyun sıcaklığı en üst dereceye çıktığında, en lezzetli kahve ortamı hazır olur. Lezzet en belirgin haline ulaşır.
Eğer bu kahve çekirdeği gibi isen, çevrende ne kadar sorun olursa olsun, bunları olumluya çevirebilirsin. Çevrene güzel tadlar, duygular katarsın. Kendini ve çevreni daha iyi yapmak için çalışırsın.
Siz hangisisiniz? Yorum yazınız (2 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2007 )
|
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Perşembe, 13 Eylül 2007 |
|
Arkadaşlık üzerine Bazı arkadaşlarınız zaaflarınızı öğrenmeye çalışır, bulur ve kullanır.. Bazı arkadaşlarınız da zevklerinizi tespit eder, onlara hitap etmeye uğraşır.
Bazı arkadaşlarınız zayıflıklarınızı görür basınıza vurur. Bazı arkadaşlarınız da zayıflıklarınızı bilir, örtmeye çalışır..
Bazı arkadaşlarınız hazlarınızı kullanarak, sizden menfaat bekler. Bazı arkadaşlarınız da hazlarınızı öğrenerek sizi memnun etmeye kalkışır.
Bazı arkadaşlarınız ayağınız tasa değdiğinde sizi terkeder. Bazı arkadaşlarınız da ayağınıza diken batsa yüreğinden kan damlar.
Bazı arkadaşlarınız cebinize yakindir. Bazı arkadaşlarınız da yüreğinize.
Bazı arkadaşlarınız sizi ortak olduğunuz her amaçta ikinci görmek ister. Bazı arkadaşlarınız ise omuzlarına çıkarır, ikinciniz olmaktan şeref duyar.
Bazı arkadaşlarınız sıkıntınız sorununuz olmadığında yanınızdadır. Bazı arkadaşlarınız sıkıntılarınızı paylaşmaya koşar.
Bazı arkadaşlarınızla, sofrayı paylaşırsınız. Bazı arkadaşlarınızla, kavgayı.
Birinciler arkadaştır, ikinciler ise dost.
Ve bilir misiniz, her zaman birincileri tercih eder, ikincileri aşağılarız. Ve bilir misiniz, o yüzden hakiki dostluk yok denecek kadar az olur. Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2007 )
|
|
|
KÖYÜMÜN TOPRAĞINI VE SELAMINI GETİR EY YOLCU |
|
Yazar Selin
|
|
Çarşamba, 12 Eylül 2007 |
|

Dur yolcu nereye gitmektesin haber vermeden Belki bir selam gönderirdik canım köyüme Senden bozkırımın bir avuç toprağını isterdim belki de Toprağımı elime, yüzüme sürmek isterdim kim bilir Yolcu dön bir bak perişan halime İstesem de gelemediğimi sende biliyorsun, köyüme Tütmekte, acıtmakta bozkırımın özlemi Neden götürmüyorsun selamımı Niçin getirmiyorsun bir avuç toprağımı Çok şey istemiyorum senden yolcu Küsmüşsün köyüm gibi belki de bana Uğramadığım için, nankörlük yaptığım için Böyle mi düşünüyorsun ey yolcu Yolcu tamam dönme, yüzüme bakma git Kulaklarının duyduğu sesi kendine hedef et Ellerinde bir avuç toprağımı, dudaklarında köyümün selamını ilet Bu da bana ömrümce yeter ey yolcu...... Yorum yazınız (2 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2007 )
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 127 - 133 Toplam: 268 | |
|