Deftere En Son Yazılan

Alloeruy
How do you spell that? Preteen Art 
yewy Preteen Tgp 
>:-]] Sexy Preteen Mod...

Kimler Sitede

Şuanda 33 misafir bağlı

Giriş Formu

Şablon Seçici

rhuk_solarflare_ii
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator

Anasayfa
ÇAMURDAN EV YAPMAK
Yazar Selin   
Cumartesi, 15 Eylül 2007

Bugün yine seni anarak iç geçirdim köyüm

Çocukların kumlarla oynayışı birden hayallere daldırdı beni

Ben de bir zamanlar senin BANDE'nde çamurla ev yapardım

Güzelim temiz kumunla oda oda yer yapardım 

 

Baktım çocuklar su getirip çamur yapıyorlar

Oğlum onlara ayak uydurmaya çalışıp ellerini batırıyor

Tıpkı anası gibi toprağın sıcaklığına kendini kaptırıyor

Ben de senin toprağından elimi çekmezdim oynar oynar oynardım.... 

 

Toprağının bereketi her şekle girerdi

Ev yapmak isteyene ev verirdin

Aş ekmek isteyene cömertliğini sererdin

Velhasıl toprağındaki insanlarınına hiç nankörlük etmezdin

 

Senin verdiğin hazzı burda seyretsemde bulamıyorum

Berraklığını, masumluğunu istesem de yaşayamıyorum

Sen cennetin en güzel köşesi köyüm

Senin verdiğin o tadı hiçbir yerde alamıyorum CANIM AVŞARCIĞIM.....

 

 

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Cumartesi, 15 Eylül 2007 )
 
Hani bir köy vardı
Yazar cihan   
Perşembe, 13 Eylül 2007

Hani bir köy vardı
Adına Avşarcık derlerdi
Hasretin sevginin olduğu bir yerdi
Orada ocak ayrı yanar
Baca ayrı tüterdi
O demleri andıkça
köyüme gidesim gelir.

Dağlarında buram buram anık kokar
Hüzünlü kokusunu etrafa saçar
Hasret gönülde yaralar açar
Derin hasretimi dindiresim gelir.

Karşıda durur baydını koçkayası
Güzel olur ekini arpası
Çayırda zıplayan kuzuları
Beyaz sütünden içesim gelir.

Azmı koştuk çayırlarında
hozanında harmanında
Serin gölgeli şirin bandeyinde
Soğuk sular içesim gelir.


Ey köyüm yine seni andık
Dağlarında koyun yaydık
O günleri bitmez sandık
Eski hatıraları anasım gelir.

Ne mutluyduk o eski günlerde
Sende yaşadığımız zamanda
Şimdi hepsi kaldı eskide
Gerilere doğru gidesim gelir.

Yorum yazınız (2 Yorum)
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2007 )
 
Yaz yağmuru
Yazar sefa ağbulut   
Perşembe, 13 Eylül 2007
Bir anda şehrin üzerine yağmaya başlar yaz yağmuru. Kalabalık şehrin gürültüsü, yağmurlu bir şarkıya bırakır yerini. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, tatlı bir kaçışmayı da beraberinde getirir.
Evler, arabalar, caddeler, parklar ve kaldırımdan karşıya geçmeye çalışan küçük kedi... her şey ama herşey ıslanır. Sıcaktan kavrulan ağaçlar, susuz kalan yapraklar ve susuzluktan çatlayan toprak suya kanar.


Yaz yağmurunu pencere kenarından usulca izlerken, tuhaf bir duyguya kaptırıyorsunuz benliğinizi:
"Yağmur nasıl oluyor da hiçbir ayrım yapmaksızın herşeyin üzerine yağabiliyor. Nasıl bu kadar cömert davranabiliyor?" diye soruyorsunuz kendi kendinize. Hayata "kuru kuruya" bağlı olanlar için önemsenmeyecek bir konu belki ama, hayatın kalp atışlarını yüreğinde hissedenler için hayati bir mevzu. Keza; dünyanın en değerli varlığı olan insanlar olarak birbirimizde kusur bulmakta inanılmaz hünerler sergileyip, karşımızdakini kırıp dökmek için fırsat kollarken, yağmurun verdiği bu ders asla görmezlikten gelinemez.
Yağmur; çirkin güzel, küçük büyük, zengin fakir, yaşlı genç, doğulu batılı, siyah beyaz, canlı cansız... hiç ama hiçbir hesap yapmadan kendini herkese sunuyor. Belki bu yüzden seviliyor. Belki de bu yüzden insanlar yağmura "berekettir–rahmettir" diye methiyeler diziyor... Yaz yağmuru için, yağdığı yerin önemli yoktur. O ayrım yapmaz. Herkesin ve herşeyin üzerine aynı güzellikte, aynı ritimle yağar. Ve bundan dolayı herkes onu sever. Kimsecikler şikayet etmez ondan....


Bu sabah yine yaz yağmuru yağdı şehrin üzerine. Her damla sanki dudağında bir şiir mırıldanır gibiydi. Bir şiir... insanda rahatlık hissi uyandıran... ayrımcılık yapmamayı öğütleyen, küçük görmeyi yasaklayan ve herkese kucak açmayı öğreten bir şiir...Sizce kaçımız yağmur kadar vefalı, yağmur kadar cömert yaşabiliyor hayatı?
Maalesef dostlar maalesef, acı ama gerçek ki; dünyanın en değerli varlığı olan insanlar olarak, bir yağmur damlası bile etmiyoruz çoğu kez! Ve kaybediyoruz, kazanmamız gerekenleri... Bir bir dökülüyoruz bu yolda.


Ve yağmur kazanıyor, kazanmamız gerekenleri...
Bu yüzden hep havada özgürce dans eden o oluyor. Öyle bir dans ki; görenleri kendine hayran bırakıyor. Bizse başımız eğik sadece seyretmekle yetiniyoruz bu güzelliği...
Gökyüzünden salınarak yere inen yağmuru birazdan bir çift ayak çiğnemeye başlıyor. Ama yağmur buna da aldırış etmiyor. Çünkü; yeri geldiğinde ezilmenin de kendisine birşeyler katabileceğini, acılardan da dersler çıkarılması gerektiğini iyi hesap ediyor. Yani kaybettiğinde de kazanmasını biliyor.
Ve mutluluğu, asla mutsuzluğun kollarına terk etmiyor. Ve sonunda kazanan yine o oluyor...


Ne olurdu, bizlerde yağmur kadar tertemiz yaşayabilseydik hayatı. Kirletmeseydik tertemiz duygularımızı. Ne kaybederdik ayıplarımızı birbirimizin yüzüne vurmak yerine, örtmeyi deneseydik. Karşımızdakileri yaralamak ne kazandırdı ki bizlere bugüne dek. Ne geçti ki elimize sanki?
Ne olurdu yaz yağmuru kadar vefakar olabilseydik!...

Biz nasıl yaşarsak yaşayalım; yağmur yağmaya devam ediyor şehrin üstüne, herşeyin üstüne..
 
Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2007 )
 
HAVUÇ, YUMURTA ve KAHVE
Yazar sefa ağbulut   
Perşembe, 13 Eylül 2007
HAVUÇ, YUMURTA ve KAHVE

Bir baba ile kızı dertleşiyorlarmış. Kızı hayatında çok sıkıntı yaşadığını ve bunlarla nasıl başedeceğini bilemediğini söylemiş babasına. Hatta sorunlar ardı arkasına devam ediyormuş hayatında.

Babası kızını dinlemiş, dinlemiş ve "gel, sana birşey göstereceğim!" diye kızını mutfağa götürmüş. Baba ünlü bir aşçı imiş.

Ocağa 3 tane eşit büyüklükte kap koymuş, 3'üne de eşit su doldurmuş ve 3'ünün de altını aynı miktarda yakmış. İlk kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise de bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş.

Ve her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş. Masaya iki tabak ve boş bir bardak koyarak, ilk önce haşlanmış havucu bir tabağa almış. Sonra artık epey pişmiş olan yumurtayı alıp bir tabağa koymuş. En sonunda da artık suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahve'yi de bardağa boşaltmış.

Kızına şu soruyu sormuş: "Kızım ne görüyorsun?"
Kızı demiş ki: "Havuç, yumurta ve kahve."

Kızını elinden tutup masaya yaklaştırıp daha yakından bakmasını ve hissetmesini istemiş. Kızı demiş ki:"Ne görüyorum.. Haşlanmış yumuşak bir havuç (Bunu yaparken çatalı havuca batırmış ve yumuşaklığını hissetmiş), artık pişmekten içi katılaşmış bir yumurta (yumurtayı eline almış, hatta bi tarafından masaya vurup, çatlatmış ve içini görmüş) ve bir bardak kahve. (Biraz içmiş) "Hatta tadı oldukça iyi""

"Baba, bunu niçin bana gösteriyorsun?" diye sormuş.

"Bak demiş, hepsi aynı tür kapta, aynı sıcaklıkta, aynı süreyle pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler.

Havuç ilk başta sertti, güçlü idi. Ama kaynatılınca yumuşadı hatta güçsüzleşti. Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi, ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu, ama ısıtılınca ne oldu, bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler, ve içinde oldukları
suya yayıldılar. Koku yaydılar, tad yaydılar ve suyu eşsiz lezzet taşıyan bir kahve'ye çevirdiler."
"Kızım sen hangisisin?" diye sormuş adam. "Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun?"

Siz hangisisiniz? Havuç gibi sert bir kişi misiniz, ama sorunlar yaşayınca, yumuşuyor ve güçsüzleşiyor musunuz? Yumurta gibi, içi yumuşak, her an kırılabilir bir kişimisiniz? Sorunlar karşısında (ölüm, ayrılık, krizler, vs.vs,), güçleniyor ve sertleşiyor musunuz? Yoksa bir kahve çekirdeği gibi misiniz? Kahve sıcak suyu değiştirir, hatta suyun
sıcaklığı en üst dereceye çıktığında, en lezzetli kahve ortamı hazır olur. Lezzet en belirgin haline ulaşır.

Eğer bu kahve çekirdeği gibi isen, çevrende ne kadar sorun olursa olsun, bunları olumluya çevirebilirsin. Çevrene güzel tadlar, duygular katarsın. Kendini ve çevreni daha iyi yapmak için çalışırsın.

Siz hangisisiniz?
 Yorum yazınız (2 Yorum)
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2007 )
 
Arkadaşlık üzerine
Yazar sefa ağbulut   
Perşembe, 13 Eylül 2007
Arkadaşlık üzerine 

Bazı arkadaşlarınız zaaflarınızı öğrenmeye çalışır,
bulur ve kullanır..
Bazı arkadaşlarınız da zevklerinizi tespit
eder, onlara hitap etmeye uğraşır.

Bazı arkadaşlarınız zayıflıklarınızı görür basınıza
vurur.
Bazı arkadaşlarınız da zayıflıklarınızı bilir,
örtmeye çalışır..

Bazı arkadaşlarınız hazlarınızı kullanarak, sizden
menfaat bekler.
Bazı arkadaşlarınız da hazlarınızı öğrenerek sizi
memnun etmeye kalkışır.

Bazı arkadaşlarınız ayağınız tasa değdiğinde sizi
terkeder.
Bazı arkadaşlarınız da ayağınıza diken batsa
yüreğinden kan damlar.

Bazı arkadaşlarınız cebinize yakindir.
Bazı arkadaşlarınız da yüreğinize.

Bazı arkadaşlarınız sizi ortak olduğunuz her amaçta
ikinci görmek ister.
Bazı arkadaşlarınız ise omuzlarına çıkarır,
ikinciniz olmaktan şeref duyar.

Bazı arkadaşlarınız sıkıntınız sorununuz olmadığında
yanınızdadır.
Bazı arkadaşlarınız sıkıntılarınızı paylaşmaya
koşar.

Bazı arkadaşlarınızla, sofrayı paylaşırsınız.
Bazı arkadaşlarınızla, kavgayı.

Birinciler arkadaştır, ikinciler ise dost.

Ve bilir misiniz, her zaman birincileri tercih
eder, ikincileri aşağılarız.
Ve bilir misiniz, o yüzden hakiki dostluk yok
denecek kadar az olur.

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2007 )
 
KÖYÜMÜN TOPRAĞINI VE SELAMINI GETİR EY YOLCU
Yazar Selin   
Çarşamba, 12 Eylül 2007

 

Dur yolcu nereye gitmektesin haber vermeden

Belki bir selam gönderirdik canım köyüme

Senden bozkırımın bir avuç toprağını isterdim belki de

Toprağımı elime, yüzüme sürmek isterdim kim bilir

Yolcu dön bir bak perişan halime

İstesem de gelemediğimi sende biliyorsun, köyüme

Tütmekte, acıtmakta bozkırımın özlemi

Neden götürmüyorsun selamımı

Niçin getirmiyorsun bir avuç toprağımı 

 Çok şey istemiyorum senden yolcu

Küsmüşsün köyüm gibi belki de bana

Uğramadığım için, nankörlük yaptığım için

Böyle mi düşünüyorsun ey yolcu  

Yolcu tamam dönme, yüzüme bakma git

Kulaklarının duyduğu sesi kendine hedef et

Ellerinde bir avuç toprağımı, dudaklarında köyümün selamını ilet

Bu da bana ömrümce yeter ey yolcu......

 

Yorum yazınız (2 Yorum)
Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2007 )
 
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 127 - 133 Toplam: 268
© 2012 Avşarcık
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.