|
|

|
|
Anasayfa
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Çarşamba, 15 Ağustos 2007 |
|
HİÇ! Yaşlı adam ve padişah. Yaşlı bir adam tarlasında çalışırken tebdil-i kıyafet halkın içinde gezen hükümdar ona yaklaşır. Selamlaşırlar, yaşlı adam yolcunun sıcaktan bunaldığını düşünerek ona ayran ikram eder. Daha sonra sohbet etmeye başlarlar. Hükümdar yaşlı adamın sözlerinden etkilenir ve ona kim olduğunu sorar. Yaşlı adam ona: - “Hiç” der, hükümdar merakla:
- “Ne demek bu? Senin muhakkak bir adın ve ünvanın vardır” der. Yaşlı adam gene: - “Hiç” der, hükümdar bu sefer kendisiyle alay edildiğini sanar ve kızarak: - “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben bu ülkenin hükümdarıyım” der. Adam o zaman durumu izah etmeye çalışır: - “Peki hünkarım, şimdi siz bu ülkenin hükümdarısınız, bundan sonra ne olmayı planlıyorsunuz?” der. Hükümdar şaşkın bir tavırla: - “Hiç” der, yaşlı adam o zaman: - “Hünkarım, işte ben, sizin hükümdarlıktan sonra ulaşacağınız o mertebedeki adamım” der… Yorum yazınız (1 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 15 Ağustos 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Çarşamba, 15 Ağustos 2007 |
Çar ve Fakir İşci
Hayat sizin ona baktığınız yönde güzeldir...
Bir defasında Rus çarı at arabasıyla ülkesini dolaşıyormuş.
Araba yoldaki kanal inşaatının önünde durmak zorunda kalmış.
Yolunun üzerinde kanal kazan işçiler, Çar'ın arabasını görünce heyecanla irkilmişler.
Çar arabadan inmiş ve kan ter içinde kalan bir işçiye sormuş:
"Bu kadar yoruluyorsun, kan ter içinde kalıyorsun peki iyi para kazanabiliyor musun?"
"Bana yetecek kadar kazanıyorum efendim diye yanıt vermiş işçi.
"Yani ne kadar " diye tekrar sormuş Çar.
İşçi başını öne eğmiş ve şöyle yanıt vermiş; "Borçlarımı ödeyebiliyorum, gelecek için faize yatırabiliyorum, Kalanı ile de hergün sıcak tasda yemek yiyebiliyorum efendim "
Çar çok şaşırmış,
Ülkede bu kadar az para kazanan, boğaz tokluğuna çalışan bir kanal işçisi nasıl olurda bu kadar az parayı, bu kadar çok yerde, bu kadar verimli kullanabilir diye merak etmiş.
Dayanamadan tekrar sormuş:
"Peki paranı nasıl yettirebiliyorsun da bu kadar faydalı işe fırsat bulabiliyorsun?"
İşçi yanıt vermiş:
"Babama bakıyorum : Bu eski borçlarımı ödediğim anlamına gelir.
Oğlumun nafakasını çıkarıyorum: Bu ise gelecek için yatırım yaptığım anlamına gelir. Yani böylece paramı faize yatırmış oluyorum.
Hergun bahçemde tek yetişen sebzeyi lahanayı yiyoruz: Olsun!! Lahana da sıcak yemektir. Karnımız doyuyor sevgili Çarım" demiş.
Çar fakir işçinin verdiği yanıttan çok etkilenmiş ve hemen onu bir kese altınla ödüllendirmiş. Saraya döndükten sonra ise akıllı işçinin sözlerini, bir bilmece olarak yaverlerine sorup onları sınamış.Yorum yazınız (1 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 15 Ağustos 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Çarşamba, 15 Ağustos 2007 |
CIRCIR Böceği ( hayat dersi uygulayabilene! )
Bir gün New-York'ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar.
Gruptan biri, bir Kızılderili'dir.
Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek cırcır aramaya başlar.
Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder.
Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.
Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder.
Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.
Arkadaşı, Kızılderili'ye: "Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?" diye sorar.
Kızılderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler.
Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder.
Kızılderili, arkadaşına dönerek: "Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin." der. Yorum yazınız (1 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 15 Ağustos 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Çarşamba, 15 Ağustos 2007 |
|
Umut…
Pers Sultanı iki adamı ölüme mahkum etmiş. Sultan’ın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkumlardan bir tanesi hayatini bağışlarsa bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş. Kendini dünyadaki tek ucan ata binerken hayal eden Sultan bunu kabul etmiş… Diğer mahkum inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve “Atların uçamadığını biliyorsun. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya..? Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar.” ” Pek değil ” demiş birinci mahkum. ” Kendime dört özgürlük sansı veriyorum. Birincisi : Sultan bu yıl ölebilir. İkincisi : Ben ölebilirim. Uçuncusu : At ölebilir… Dördüncüsü… “Belki ata uçmayı öğretebilirim.”.! ” UMUTLARIMIZIN HIC TUKENMEMESI DILEGIYLE Yorum yazınız (3 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 15 Ağustos 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar minerya
|
|
Çarşamba, 15 Ağustos 2007 |
|
bu yazıyı sevgili paşa ağabinin dostlukla ilgili o güzel yazısına istinaden yazmak istedim.. paşa ağabi çok güzel anlatmış.. ekleyeceğim bu yazıyı bir çoğumuz internetten okumuşuzdur. yinede eklemek istedim. saygılarımla, Gerçek Dostluk saate bakmazsınız kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...\"nereden çıktın bu saatte dememeli...bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında, gözünün dilini bilmeli...dinlemeli sormadan..söylemeden anlamalı...
arka bahçede varlığını sezdirmeden dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında... sen, her zaman onun orda durduğunu hissetmelisin...İhtiyaç duyduğunda gidip, müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları ağrıyan başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...ona sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilirsin..gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz..onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlamayacağını bilmeli..alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında, baş başayken sövmeli...ve sen öyle güvenmelisin ki ona; övdüğünde de, sövdüğünde de, bunun iyilikten olduğunu bilmelisin...
teklifsiz kefili olmalı yanlışlarının; günahlarının tek tanığı...seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...gözbebeği bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilirsin ve ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş..,
yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış , iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri..
ıssızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız, kısa ümit dolu bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp, birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz...
\"bunu da aşacağız!\" Yorum yazınız (1 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 15 Ağustos 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar pasa
|
|
Salı, 14 Ağustos 2007 |
|
DOSTLUK.kavgayı ağacın yaprağına yaz sohbahar gelsin yapraklar kurusun diye öfkeyi bir bulutun üstüne yaz yağmur yağsın bulut yok olsun diye nevreti karların üstüne yaz güneş acsın karlar erisin diye ve dostluk ile sevgiyi yeni doğmuş bebeklerin yüreğine yaz onlar büyüsün dünyayı sarsın diye .... Yorum yazınız (2 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Salı, 14 Ağustos 2007 )
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 31 32 33 34 35 36 37 38 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 211 - 217 Toplam: 265 | |
|