ÇOCUKLUĞUMDA KALANYılını hatırlamıyorum bir sonbaharın gecesiydi bizm orada hava koşulları çok sert olduğu için sobalar erken kurulurdu. Babam her yıl koyun kuzu toplar onları Adana Ceylana toptan görüp satarlardı. O Yılda yine bizim orada yoz derlerdi yozu ağabeyim Kazımla ceyhana götürmüşlerdi her gittiklerinde 1 - 1,5 ay içinde dönerlerdi.Babamlar hayvanları .çetinkaya istesyonunda trene yüklediklerini ve ceyhana doğru yola çıktıklarını duymuştuk. Aynı Trende Kasım ağa, Babamın Müsayip kardeşi Ürfet amcamlarda varlardı. Hep beraber yola çıkmışlardı.Gecenin geç yarısıydı hepimiz uyuyorduk bizim kapı kırılırcasına çalıyordu, annem bizler uykumuzda korkarak kalktık tabi ben o zamanlar çok küçüktüm olayları hayel meyal hatırlıyorum. Gelen babamdı ağlayarak eve girdiannem eli ayağı titriyordu annem ne oldu diye sorabildi.Babamdan zoraki çıkan bir sesleÜrfet Ürfet diyebildi. Ve oturduğu yere yıkıldı. Biraz bekleştiler babam anlatmaya başladı. Tren istasyonda durdu bizler ihtiçlarımızı giderdik trene binmiştik Ürfet tren hareketinden sonra yetişmeye çelıştı tam trene binmiştiki paltosu trene takıldı ve o sıra trenin altında kaldı. Onu kaybettik diyebildi. Köye cenazesini getirdik dedi ve o an annemde ağlamaya başladı tabi ben olayı kavramaya çalışıyordum ne de olsa çocuksun.Ürfet amca babamın müsaip kardeşiydi bizim oralarda bu kardeşlik öz kardeşlikten daha öteye bir değerdir ki; iki müsaip kardeşin çocukları dahi birbirleryle evlenemezler bu değer bir çok değerlerin üstünde bir kavramdır.Annem dövünerek Melek, Navruz dahaçok küçükler onlar nasıl babasız büyüyecekler diye dövünüp duruyordu. Ürfet amcamın tabiki diğer çocukları da vardı ama onlar biraz olsun büyüklerdi kendilerini kurtara bilirlerdi ama iki küçük yeti çocuk kalmıştı annemlere göreuzun süre bu olay bizm evde hemen hemen hergün konuşulur olmuştu.Bazen kendi kendime soruyorum nerede eski insanlarımız, biz nerede nereden kaldı o eski insani değerlerimiz sevgilerimiz Şu an anlattığım o insanları bir çoğu aramızda yoklar.Ne Kazım ağa, ne Kasım ağa, ne Hasano ne Zero, ne Kazo vegenç yaşta kaybettiğimiz Navruz kardeşimiz, Bu gün tüm kaybetiğimiz tüm güzel insanlarımızı saygıyla anıyorum.Tren Kazasında Kaybettiğimiz Ürfet Doğan Amcanın anısına.12 / 08 / 2008Hüseyin SARIKAYAYorum yazınız (2 Yorum)
*Hergün geçtiği o yolda, sayısız güllerin bulunduğu bir de bahçe vardı bülbülün. Kiminle geçse o bahçenin yanından; yanındakiler güllerin büyüsüne kapılıp, güllerin ne kadar güzel olduğundan bahsederdi. O ise aldırış etmeden "Alt tarafı gül işte" der geçerdi bahçenin yanından. Güllere bakmazdı bile. Sevmek istemezdi gülleri. Solardı çünkü güller, terkederdi bir süre sonra. Ha! Bir de dikenleri vardı güllerin. Batırırlardı dikenlerini sevenlerine hiç acımadan. Bir gün geçiyorken bülbül yine o bahçenin yanından yalnız başına, gayri ihtiyari dönüp baktı herkesin hayran kaldığı güllere. Evet sayısız gül vardı o bahçede ve güzel bir ahenk oluşturmuşlardı. "Sana ne" dedi kendi kendine. Sahip olamayacağı güzelliklerden uzak durmaya çalışırdı çünkü. Yüzünü çevirirken bülbül, gözüne bir gül takılıverdi. Onca gülün arasında duruyordu. Gözleri kilitlendi ona görür görmez, "Alt tarafı gül işte" diyemedi dili bu kez. Olduğu yerde durdu, bakakaldı. Korktuğu başına gelmişti. Elde edemeyeceklerinden uzak durması gerektiği aklına geliyor ama bunu kabullenemiyordu.
Neydi farklı olan? Ne vardı ki onda, bülbülü kendisine hayran bırakan? Benzese de hepsi birbirine, gözleri ve yüreği ile ayırabiliyordu onu diğerlerinden. Ama gözlerini ayıramıyordu bülbül, o gülden. O an "Kendine gel" dedi ve istemeye istemeye ayırdı gözlerini. Gözlerine hükmetmişti ama kalbine hükmedemiyordu. Anlam veremiyordu bir türlü. Onca gülün arasından seçtiyse onu bir sebebi olmalıydı. Aşk bu muydu?
Gün boyu onu düşündü. Gece uyutmadı hasreti. Bir daha görememe korkusu büyüdü içinde. Daha fazla duramazdı görmeliydi onu bir kez daha. Yine o bahçenin kenarında uzaktan uzağa seyretti gülünü ertesi gün doyasıya. Evet, onun gülüydü o artık. Bir başkasının olmasına tahammülü yoktu. Her gün o bahçeye gidiyordu, geceleri ise gülünü hayal ediyordu. Güzel hayalleri güzel planları vardı gülü için. Bir gün sevdiğini söyleyecekti gülüne, gülü de onu sevecekti. Mutlu olacaklardı elbet beraber oldukları sürece. Zarar verebilecek herşeyden koruyordu gülünü. Küçücük vücudunun yettiğince yardım ediyordu gülüne. Susuz kalmaması için bulutlara, gülünü ayakta tutması için toprağa şarkılar söylüyordu hergün. Bulutla toprak yardım ettiler güle ellerinden geldiğince. Onlar da hayrandı çünkü bülbülün sesine. Bülbülün elinden gelen buydu; yardım edebilecek herkese şarkılar söylüyordu gülü için.
Derken zaman geçti; onsuz olamıyordu artık bülbül, bir an olsun ayrı kalamıyordu. Hasret acısı, sabır taşından ağır gelmeye başlamıştı bülbülün küçük yüreğine. Uzaktan sevmek yetmiyordu artık. Sarılmalıydı ona, en güzel şarkıları söylemeliydi gülüne. Ama sevecek miydi gül onu. Sevgisine karşılık verecek miydi acaba. Çok sevse de, ortada bir gerçek vardı. Habersizdi gül bülbülden. Bülbül onu seviyor, her kötülükten koruyor, hatta yardım etmeleri için hergün, o güzel sesiyle dostlarına şarkılar söylüyordu. Ancak güllerin en güzeli bundan haberdar değildi henüz. Tüm cesaretini toplayıp bir gün, gülünün yanına gitti sonunda bülbül. "Ona bu denli yakın olmak... Ne güzel bir duygu..." diye düşündü. Hayallerinden biri gerçek olmuştu. Tüm hayallerini gerçekleştirmek için ise artık konuşmalıydı onunla. Ve sözlerine başladı o güzel sesiyle. Aşkını itiraf etti en güzel kelimelerle. Sesi o kadar güzeldi ki, güllerin en güzeli kayıtsız kalamadı bülbülün aşkına. İlk kıvılcımın çakmasına sebep olmuştu bülbülün sesi. İlk kıvılcımdan sonra, bülbülün o büyük aşkı, sonsuza dek sürecek sevgisi, gülün de onu ölesiye sevmesini sağladı. Her gün buluşuyorlardı. Bülbül gece gündüz, zamanının tümünü gülüyle geçirmeye başlamıştı. İşte hayalleri gerçek olmuştu sonunda bülbülün. Bu durum bülbülün sesine hayran dostlarını üzmeye başlamıştı. Artık onlara şarkı söylemiyordu bülbül. Ve bu durum kızdırdı bulut ile toprağı. Bize değer vermeyene biz hiç vermeyiz dediler. Kestiler güle yardımı. Suyunu kesti bulut, desteğini çekti toprak gülden. Bülbül ise habersizdi tüm olanlardan. Farkında değildi dostlarının kendisine yüz çevirdiklerinden. Onun gözü gülünden başkasını görmüyordu. O kadar kördü ki artık, gülünün ihtiyacları olduğunu bile göremez olmuştu. Unutmuştu güllerin ömrünün kısa olduğunu. Unutmuştu, gülünün bu kadar uzun yaşamasının bulut ve toprağın sayesinde olduğunu. Günler geçtikçe gül solmaya başladı. Bülbül anlam veremiyordu olanlara bir türlü. Gülü gözlerinin önünde soluyordu ve elinden birşey gelmiyordu. Unutmuştu güllerin solduğunu. Bu acıya hazırlamamıştı kendisini. Gülleri sevmemesinin nedenini unutmuştu. Aşkın gücü bunu unutmasını sağlamıştı.
Kısa süre sonra soldu gül. Bülbül gözü yaşlı, doyasıya sarıldı gülüne son bir kez sıkı sıkı. Ancak unutmuştu... Dikenleri vardı güllerin. Daha önceden gülleri sevmemesine neden olan dikenleri unutmuştu. Batıyordu bülbülün minik vücuduna gülünün dikenleri. Ama o aldırış etmiyordu bile. Küçücük vücudundan sızan kanların ne önemi vardı ki artık sevdiği yanında yokken. Ölüm korkutmuyordu onu. Hatta ölmek istiyordu. Etrafındakilerin yardım etmesine izin vermedi. Gülünün toprağa serilmiş cansız vücudunun yanına uzandı bülbül ve yavaş yavaş kapandı gözleri. Hayatta karşısına çıkan güzellikleri ve aşkı yaşarken, bazı şeylerin ihmale gelmeyeceğini, sadece sevginin yetmediğini, özverinin de gerekli olduğunu anlamıştı artık bülbül son nefesini verirken. Ve her ne kadar bedelini hayatıyla ödeyecek olsada en ufak bir pişmanlık dahi duymuyordu bülbül. Bu aşk ona; sevgiliyi iyisiyle, kötüsüyle sevmesi gerektiğini öğretmişti. Dikene rağmen sevip kucaklamıştı gülünü. İşte o günden sonra bülbül ile gülün aşkı dilden dile dolaşır oldu. Bu aşk ile gülün güzelliği bülbülün sesi efsaneleşti ve geriye iki cansız küçük beden ile insanların alması için birkaç ders bıraktı.
sohbetimizde konuştugumuz konuları başlıklar halinde derledim yaşamında sana ve arkadaşlarına rehberlik etsinler diye.
sevgili genç arkadaşlar meslek veya okul hayatınızda kariyerinize başlarkenen önemli şey kendinize doğru bir yol ve hedef koymalısınız ve asla bu yol ve hedeften cıkmamalısınız. ve aşagıdaki önerileri dikkate alınız.
1.Asla elimden gelenin daha azına razı olmayacagım.Kendimden daha fazlasını isteyecegim.
2.Başkalarına bagımlı bir hayat yaşamayacagım.Kendi kendine yetebilen ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir insan olacagım.
3.Kendi gelecegimi şekillendirecek güçüm olduguna inanacagım ve bu gücü kullanma konusunda kendimi egitecegim
4.Bir insan bir işi başarmıssa ben de başarabilirim. Onun kadar tutkuyla ister onun kadar çalışır, onun kadar adanırsam bende başarabilirim.
5. Milyonlarca insan nasıl başarılı olabiliyorsa bende olabilirim.kendime güvenimi geliştirebilirim. Bilmediklerimi öğrenebilirim. Bende yapabilirim.
yukarda saydıklarımıza kısaca öz güven diyoruz ama asla hırsa kapılmayın hırs insanı kör eder. kariyer planlamanızı yaparken bu sözleri dikkate alın ve kendi kendinize sık sık tekrerleyın. hiç kimse senden daha iyi degil dir.
İyimser Eğitimcilerİlkokul ve lise hayatınız boyunca neler öğrendiniz?
Ben size söyleyeyim:
Trigonometri,ki ne olduğunu hatırlayan bile azdır.
Kimya elementlerinin kısaltılmış isimleri, ki sadece bulmaca çözerken kullanırsınız!
Divan edebiyatındaki kalıplar, ki hatırlamıyorum, ayrıca hatırlasam ne olacak?!
Bence gençlerin eğitiminde büyük eksikler var.
En gerekli bilgilerden hiç bahsedilmiyor.
Örneğin, nasıl iş bulunur?
Faturalar nereye ödenir?
Şehirde hangi otobüs, nereye gider?
Karşı cinse ilgi nasıl belli edilir?
Soba nasıl kurulur?
Sebzenin meyvenin tazesi nasıl anlaşılır?
Ve ya yumurta nasıl pişirilir?
Özellikle bu, hayatımızda sık başvuracağımız bir bilgidir, ama okulda öğretilmez. Ne der yemek pişiremeyenler?
“ Valla yumurta bile kıramam!”
Ama trigonometri okudun değil mi? Tek hücreli canlıları da biliyorsun…
Eğitimciler nasıl bir gelecek hayal ediyorlar bizim için acaba?
“Evladım, ne yumurtası? İleride sen Divan edebiyatı için kuramlar kalıplar üretmeye çalışırken, aşçın da yiyecek bir şeyler hazırlar! Faturaları da şoföre verirsin öder!”
Tanrıların başı Zeus insanlara yardım ederek onlara Olimpus Dağındaki ateşi götüren tanrı Prometheus’a çok kızar. Onu ve insanları cezalandırmak için bir kadın yaratır. Demirci tanrı Hephaistosa bir parça toprakla suyu karıştırarak kadın yapmasını söyler. Beceriyi Tanrı Athena, güzelliğini, çekiciliğini Tanrı Aphrodite bu kadına yükler. Tüm kötülükleride haberci tanrı Hermes verir. Ve bütün tanrıların armağanı anlamına gelen PANDORA ismi verilir.
Pandora’yı dünyaya gönderir. Tanrı Prometheus’un kardeşi bu kıza aşık olur ve onunla evlenir. Zeus düğün armağanı olarak bir kutu verir ve Pandora’ya bu kutuyu açmamasını söyler.
Fakat Pandora günün birinde merakına yenilerek kutuyu açar etrafa tüm kötülükler yayılır. Pandora farkına varır ve kapağı kapatır. İçeride bir tek umut kalmıştır.
Sonra herşey çok kötü olmaya başlayınca Tanrılar Zeus’a insanlara umudu vermesini söyler. Ancak umut bir yere saklanacaktır. İnsanlar ona kolayca ulaşmamalıdır. Melekler düşünür, taşınırlar ve sonunda kolayca bulunmayacağını düşündükleri Umudu, insanların içine koymaya karar verirler.