|
|

|
|
Anasayfa
|
|
Ufak şeyleri dert etmeyin 1 |
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Pazartesi, 06 Ağustos 2007 |
Çogu zaman kendimizi kaptırıp bazı şeyleri fazla dert ederiz,ama yakından bakınca,bunlar hiçde öyle büyütülecek seyler degildir.tüm dikkatimizi kücük sorunlara yöneltip,onları normal boyutlarının çok üstüne cıkarırız. örnegin trafikte bir araç önümüzü kesebilir.oluruna bırakıp yolumuza devam etmek yerine öfkelenmeyi kendimize hak buluruz.kafamızda hayali bir kapışma yaratırız hatta çogumuz bu olayı unutmak yerine başkalarınada anlatırız.
peki neden öbür sürüçüyü kazasını nerede yaparsa yapsın,diye bırakmayız sanki. o kişiye acımayı deneyin ve öyle bir telaşı yaşamanın ne kadar zor olabilecegini düşünmeye calışın.bu yolla kendimizi daha cok kollamış ve diğer insanların sorunlarını üstlenmekten kacınmış oluruz.
Günlük yaşamlarımızda oluşan buna benzer daha pek çok "ufak şeyler" vardır bu uzun bir kuyrukta beklemek olabilir,haksız eleştirilere uğramak,ya da yapılacak bir işin bütün hamallıgını üstlenmek olabilir. Ufak şeyleri dert etmeyerek neler kazanabilecegimizi göreceksiniz.
Pek çok insan yaşam enerjilerinin büyük miktarını "ufak şeyleri dert ederek" harcadıkları için yaşamın güzelliğini ve büyüsünü tümüyle ıskalamaktadırlar.
ufak şeyleri dert etmeyin hayatınızı hoş kılın. Yorum yazınız (1 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Salı, 07 Ağustos 2007 )
|
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Pazartesi, 06 Ağustos 2007 |
Teknoloji o kadar hızlı gelişiyorki, biz ayak uydurup nasıl çalıştığını öğrenene kadar başka bir model icat ediliyor. hala bilğisayar kullanmayı bilmeyen ve bu işe çekingen duran insanlar var. çokta haklılar. Kolay degil. En sonunda, bir süre önce, teknoloji firmaları insanların bu korkularını keşfetti ve alati olan insanın, daha kolay anlayacagı, daha basit, daha insancıl kullanma şekillerine sahip modeller üretmeye başladılar. Bunun adınada " user friendly" dediler. Yani kullanıcı için daha basit proğramlar, bakınca hemen anlaşılan, özel bir eğitim gerektirmeyen modeller anlamında.mesela açılış düğmesi yeşil, kapanış düğmesi kırmızı gibi, herkesin anlayacağı özellikler. Bu kavram türkiyeye birebir tercüme olarak girdi "kullanıcı dostu". kullanıcı dostu bilgisayarlar ve cep telefonları. Şimdi tabii biz daha duyğusal insanlarız. Yani öyle amerikalının, almanın dost kavramıyla bizimki örtüşmez. Bizde dost gerektiğinde canını verir. borç verirmi bu bilğisayar? yoo! derdini dinlermi? yoo! Senin için kavgaya girermi? yoo! Hani kullanıcı dostuydu? İşte efendim kapatma kırmızı açma yeşil. bumu dosluk?! Tercüme edince olmaz. Kullanıcı dosttu bilğisayar dersen adam geçer bilgisayarın karşısına; Abi ayşe beni terk etti bilgisayar, lütfen seceneginizi girin, Ayşe beni terketti diyom oolum lütfen seçeneğinizi girin, Büyük halyal kırıklığı böyle dost olmaz olsun! diye pencereden fırlatır aleti sonra. Ya başka çözümler bulacaksın yada telefonda yardım hatları kuracaksın, gercek bir insan cıkacak, nasıl çalışıyor alet anlatacak. Teknolojiden dost most olmaz! Yorum yazınız (2 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Salı, 07 Ağustos 2007 )
|
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Pazartesi, 06 Ağustos 2007 |
Sizinde başınıza gelmiştir muhakkak ......... arkadaşlık göreceli bir kavramdır. Çogu zaman ahbaplıkla, hatta bir kere bir yerde tanışmış olmakla karıştırılır Lütfen kuralları doğru koyalım; Eger tanıdıgınız kişinin doğru ismini ve soyadını, ne iş yaptığını, medeni durumunu,nerede oturdugunu, ev ve cep telefonunu bilmiyorsanız, o sizin arkadaşınız değil tanıdığınızdır. "Kankayız", "yakınımdır" ve o benim canım çiğerim", arkadaşlık kelimesinin içini bu kadar boşaltığımız için içat etmek zorunda kaldığımız şeylerdir.! Özellikle mail arkadaşlığı, ve chat yapmak "arkadaşlık" kavramını darma duman yapmıştır. Ben istanbuldan "kozmikcimbom" ve adanadan "elvis78" in birbirlerine bu isimle hitap ederek, internet üzerinden yaptıkları, geyik muhabbetlerine arkadaşlık adı verilmesini reddediyorum. peh sanal arkadaşlık. o da neki Yorum yazınız (1 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Salı, 07 Ağustos 2007 )
|
|
|
Yazar deniz
|
|
Pazartesi, 06 Ağustos 2007 |
|
Zamanın birinde zengin ve nüfuslu biri varmış. Bunun da bir sevdiği. Admın ne zaman bir zorluğu olsa koşarmış sevdiği. Gel zaman git zaman araya öyle şeyler girmiş ki araya ayrı düşmek zorunda kalmışlar. Fakat sevgileri birbirine karşı asla bitmemiş. Bu zengin adam sevdiğini görmeyi çok istermiş. Sığınacak bir liman, dertleşeceği birini ararmış. Bunun için onun bulunduğu yere gitmiş. Fakat gittiğinde kapıyı kapalı bulmuş, bahçede bir canlı bile yokmuş. Kapı ona açılmamış... Zengin adam bunun ne demek olduğunu anlamış. Rengi kül gibi olmuş. Mahzun üzgün geri dönmüş. Ve görme arzusuyla yana kavrula 3 kere gitmiş ama hiçbir gidişinde kapı açılmamış. Sevdiği de bu dönüşleri solgun bir yüzle bekler, indirilmiş hücre pencerelerinin demirlerine başını dayar, mahzun, mükedder evi önünden uzaklaşmasını dinlerdi. Bir gündü, cesareti ve nazı geçer biri: "Mademki Onu görmeyi istemiyorsun, neden gelişinden rengin sararır, Mahzun olursun? Madem Onu seversin, neden görmeyi istemezsin?" derin bir düşünceden sonra, konuşmaya karar verdi: "- Benim ona meylim ve onun bana ihtiyacı o derece fazladır ki, bir defa bir birimizi gördükten sonra, o benden ayrılmak istemeyecek, ben onu bırakmayacağım. Halbuki o Hayatını yürütmekle yükümlü. Biz de buranın düzenini korumaya mecburuz. Bizim birbirimizi görmemizin bir sakıncası daha var: O gelince ihvanımla benim arama, ister istemez, dünya girecek. Şimdi anladın mı? Gönlüm onu görmek diler, durumlarımız ona kapılarını kapar, beni mahzun eden, benzimi sarartan işte budur!" . Bu tavrı o zengin adamı ne darıltmış, ne gücendirmiştir. Bir zaman sonra vefat ettiğinde zengin adam: “sağlığında göremedim kendisini bari şimdi gidip yüzünü son kez göreyim”der. Gittiğinde cenaze oradadır. Ve....... Bu hikayeleştirdiğim olay tamamiyle gerçektir. Şimdi sonucu bilmek ister misiniz? Öyleyse bende sizlerin yorumunu beklerim. Sonra burada sonucu görebilirsiniz. Teşekkürler... Yorum yazınız (2 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 06 Ağustos 2007 )
|
|
|
Bir ve sıfırın anlamı!... |
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Cuma, 03 Ağustos 2007 |
1982 yılı Gazi Üniversiteis Basın Yayın Yüksek Okulu'nda 2.Sınıf Öğrencileri Türkiye ekonomisi dersinin hocasını bekliyor. Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görümünlü hoca kapıda beliriyor, içeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor. Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor, "Bakın" diyor. "Bu sizin kişiliğinizdir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli Şey. Sonra (1)'in yanına Bir (0) koyuyor: "Bu Başarıdır. Başarılı Bir Kişilik (1) 'i (10) yapar". Bir (0) daha."Bu tecrübedir.(10) iken (100) olursunuz. Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor: Her yeni sıfır, kişiliğe yeni bir zenginlik katıyor. Yetenek, Disiplin, Sevgi.....
Eklenen her yeni (0) ın kilişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca...
sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)'i siliyor Geriye anlamsız bir sürü sıfır kalıyor ve Hoca yorumu yapıştırıyor. "Kişiliğiniz yoksa, Sizler Hiçsiniz." Yorum yazınız (2 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Cuma, 03 Ağustos 2007 )
|
|
|
Mutluluk diye seslenin..... |
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Cuma, 03 Ağustos 2007 |
|
O hep sıcak rüzgârlarla girerdi insanların hayatına Öyle saati falan da yoktu... Kapıyı aniden çalar ve girerdi içeri Ama aslında hep çağırılmayı bekleyen. İstediği zaman da giderdi Hayatın rengiydi o sanki.. Küçük bir çocuğun gözlerindeki gülümsemeydi Hayatla dalga geçmekti Size sarılan bir eldi. Yağmur sonrasının rengârenk gökkuşağıydı. Hayatı olduğu gibi kabul edip, bize sunulanı en iyi şekilde yaşamaktı. O her yerdeydi.. Şimdi de belki çok yakınımızda bir yerlerdedir... Sadece "mutluluk" diye seslenin o sizi bulur!! Yorum yazınız (2 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Cuma, 03 Ağustos 2007 )
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 31 32 33 34 35 36 37 38 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 246 - 252 Toplam: 265 | |
|