Deftere En Son Yazılan

Umut Rıza Ertürk
Veli amcanin mekani cennet olsun....

Kimler Sitede

Şuanda 23 misafir bağlı

Giriş Formu

Şablon Seçici

rhuk_solarflare_ii
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator

Anasayfa
Ada Sahibi ya da Ada Olmak
Yazar AYSEL   
Cumartesi, 17 Kasım 2007
Ada Sahibi ya da Ada Olmak
 Tanınmış gezgin Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde, çığlıklar atan milyonlarca kuşun havada daireler çizerek uçtuğunu gördü. Kulakları sağır edecek denli yüksek sesle çığlıklar atan kuşların kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgaları arasına atıyorlardı. Onlar bu son hareketleriyle yaşamlarına son veriyorlar, kendilerini okyanusun dalgalarına bırakırken, çaresizlikten ölüme teslim oluyorlardı.

Bu olaya yalnızca Thomas Cook değil, o bölgede ki balıkçılarda yıllardır tanık olmuşlardı. Kuş bilimcileri ise, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar, fakat onların, birbirleri peşisıra kendilerini ölümün kucağına atmalarının nedenini bir türlü çözemiyorlardı.

Gerçek, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında anlaşıldı. Bu trajik olayın yaşandığı yerde bir zamanlar bir ada vardı. Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu ada, bir deprem sonunda, okyanusa gömülmüştü. İnsanların, yok olduğunun bile ayırdına varamadıkları ada, göç yollarının ortasında kuşlar için vazgeçilmez "dinlenme" durağıydı. Kuşlar binlerce yıllık kalıtımsal alışkanlıklarıyla adanın yerini bilmekteydiler ve yıpratıcı, uzun yolculuklarının ortasında, biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için, yine binlerce yıllık kalıtımsal güdüleriyle, okyanusun ortasındakiadaya geliyorlardı ama... Olması gereken yerde adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına bırakmak zorunda kalıyorlardı.

Söz kendini toparlamaktan açılmışken soralım. Sizin hiç "kendinizi toparlayacağınız" bir adanız oldumu? Yaşamın uzun "göç yolları"nda acaba, sizinde bir yudum taze soluk alabileceğiniz, yolunuzun kalan bölümüne dinç olarak devam etmenizi sağlayabileceğiniz bir adaya sahip olabildiniz mi? Birgün yerinde bulamadığınızda ise, ona illede ulaşmak ve sığınmak için başınız dönercesine, dengeniz bozulurcasına çırpınıp kanat çırptığınız bir ada yaratabildiniz mi yaşamınızda kendinize?

Herşeyi sınırsızca paylaşabildiğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak denli güven duyduğunuz bir arkadaş, size her zaman huzur verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi? Şöyle daha bir iyi bakın çevrenize... Size gelen, size sığınan...Sizin gittiğiniz, sizin sığındığınız...Sizin bulduğunuz dostlarınızı bir düşünüverin. Sonra da bir gerçeği görüverin gözlerinizle:

Sizin durup , soluklandığınız ve kendinizi toparlayabildiğiniz kaç adanız var çevrenizde ve...

Durup, sığınmak ve kendilerini toparlayabilmek gereksinimi duyan kaç dostunuz için siz bir adasınız?

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Cumartesi, 17 Kasım 2007 )
 
arkadaş
Yazar pasa   
Cumartesi, 17 Kasım 2007


Olmasın o ta içten
Gülen gözlerde yaş
Bir gün gelip ayrılsak da
Seninle arkadaş

Bir kıvılcım düşer önce
Büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş
Yanmışsın arkadaş

Dolduramaz boşluğunu
Ne ana ne kardaş
Bu en güzel bu en sıcak
Duygudur arkadaş

Ortak olmak her sevince
Her derde kedere
Ve yürümek ömür boyu
Beraberce el ele

Olmayacak o ta içten
Gülen gözlerde yaş
Bir gun gelir ayrılsak da
Seninle arkadaş

Yılmaz Güney
Mesajı Moderatöre bildir İP  
Yorum yazınız (0 Yorum)
 
Resim kursu
Yazar Bülent KILIÇ   
Cuma, 16 Kasım 2007

Hafta sonlarımı doldurması maksadıyla ücretsiz olarak resim kursu vermeye başlayacağım Keçiören halkevinde, gerçi buradan azcık reklam gibi olacak ama resim yapmayı seven dostlar için dijital sanat ve resim kursunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Kurs sürecinde ;

1) Dağ, ağaç,akarsu,gökyüzü vb doğal öznelerin modellemesi, doğanın oluşturulması

2)Kaplama mantığı ile fotogerçekçi doku dosyası oluşturmak ; özneleri gerçek gibi çizmek

3) Çeşitli ışık hesapları ( güneş, lamba,floresan,mum vb ) ile ortamın aydınlatılması, çizim canlı gösterilmesi

4) Render motorları ile uyumlu çıktılar

5) Animasyon mantığı ve resimin canlandırılması

konularını işleyeceğiz. Bu konuyla ilgilenen dostlar bana keçiören halkevi aracılığı ile ulaşabilirler. Örnek olsun diye kursiyerlere çizdireceğim bir resmi ekledim , aşağıda görebilirsiniz.

Not : Kurs ücretsiz ve para almıyorum ... resim çizmeyi bilmeyenlerin bile bunu öğrenebileceğini kanıtlamak gibi bir düşüncem var , herkesi beklerim ...

yamaç denemesi

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Cuma, 16 Kasım 2007 )
 
adı barış olsun
Yazar pasa   
Cuma, 16 Kasım 2007




Annenin inlemesi
Cankurtaran sesi
Acilde bir telaş
Sağa sola
Koşuşturmalar..
Hemşireler
Doktorlar
Yeşil önlüklüler
Beyaz gömlekliler...
İlaç kokuları
Pansuman odaları...
Ortalığı dolduran
Ingaa sesi..
Uzandığı yatakta
Annenin yorgun yüzü..
İçine mutluluk
Kalbine sevgi
Dolsun,
Adın
Barış 0lsun...


munir_uskudar
Mesajı Moderatöre bildir İP  
Yorum yazınız (0 Yorum)
 
"Bir Dakika Hayatinizi Değiştirebilir"
Yazar deniz   
Cuma, 16 Kasım 2007

Tanrıdan gururumu yok etmesini istedim. Tanrı "Hayır. Gurur benim yok

edebileceğim bir şey değil, senin

bırakabileceğin bir şeydir." dedi.

 

Tanrıdan sakat çocuğumu iyileştirmesini istedim.

Tanrı "Hayır. Onun ruhu sağlam, vücut o kadar önemli değil, o geçici bir

şeydir." dedi.

 

Tanrıdan bana sabır vermesini istedim.

Tanrı "Hayır. Sabır büyük acılar çekilerek öğrenilebilecek bir

şeydir.Sabır verilmez, hak edilir." dedi.

 

Tanrıdan beni mutlu etmesini istedim.

Tanrı, "Hayır. Ben sadece nimetlerimi sunarım, mutlu olmak sana bağlı." dedi.

 

Tanrıdan beni çektiğim acılardan kurtarmasını istedim.

Tanrı "Hayır. Çektiğin acılar günlük kaygılarının önemsizliğini

anlamanı, onlardan uzaklaşmanı ve bana daha çok yaklaşmanı sağlar." dedi.

 

Tanrıdan ruhumu olgunlaştırmasını istedim.

Tanrı "Hayır. Kendi kendine olgunlaşmalısın, ama meyvelerini alman için

yardim edeceğimden emin olabilirsin." dedi.

 

Tanrıdan hayati sevmemi sağlayacak her şeyi istedim.

Tanrı, "Hayır. Ben sana hayati vereceğim, böylece hayata dair her şeye

sahip olabilirsin." dedi.

 

Tanrıdan, tanrıya duyduğum sevgiyi, başkalarına da duyabilmeyi istedim.

Tanrı söyle dedi: "Ohhh! Nihayet doğru bir şey istedin."

Ruhu olgunlaşmamış bir kul tanrıya hep "ver bana…" ile biten dualar

eder, olgunlaşmış bir ruh ise "vermemi sağla…" diye bitirir dualarını…

 

Steve Goodier ‘in "Bir Dakika Hayatinizi Değiştirebilir" adli kitabından

alınmıştır.

Yorum yazınız (1 Yorum)
Son Güncelleme ( Cuma, 16 Kasım 2007 )
 
ah neydi benim geçnliğim.
Yazar pasa   
Cuma, 16 Kasım 2007




Nerde böyle hüzünlenmek o zaman;
İçip içip ağlamak,
Uzaklara dalıp şarkı söylemek;
Hafta sekiz ben eğlentide;
Bugün saz,yarın sinema,
Beğenmedin Aile Bahçesi;
Onu da beğenmedin,parka;
Sevdiğim dillere destan;
Sevdiğim,
Meyil verdiğim;
Ben dizinin dibinde elpençe divan,
Samanlık seyran.
Nerde,
Nerde,
Nerde böyle hüzünlenmek o zaman!
Orhan Veli Kanık
Yorum yazınız (0 Yorum)
 
Devamı...
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 50 - 56 Toplam: 265
© 2010 Avşarcık
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.