|
|

|
|
Anasayfa
|
|
Yazar EVRİM YERLİKAYA
|
|
Salı, 18 Aralık 2007 |
Bir anda şehrin üzerine yağmaya başlar yaz yağmuru. Kalabalık şehrin gürültüsü, yağmurlu bir şarkıya bırakır yerini. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, tatlı bir kaçışmayı da beraberinde getirir. Evler, arabalar, caddeler, parklar ve kaldırımdan karşıya geçmeye çalışan küçük kedi... her şey ama herşey ıslanır. Sıcaktan kavrulan ağaçlar, susuz kalan yapraklar ve susuzluktan çatlayan toprak suya kanar.
Yaz yağmurunu pencere kenarından usulca izlerken, tuhaf bir duyguya kaptırıyorsunuz benliğinizi: "Yağmur nasıl oluyor da hiçbir ayrım yapmaksızın herşeyin üzerine yağabiliyor. Nasıl bu kadar cömert davranabiliyor?" diye soruyorsunuz kendi kendinize. Hayata "kuru kuruya" bağlı olanlar için önemsenmeyecek bir konu belki ama, hayatın kalp atışlarını yüreğinde hissedenler için hayati bir mevzu. Keza; dünyanın en değerli varlığı olan insanlar olarak birbirimizde kusur bulmakta inanılmaz hünerler sergileyip, karşımızdakini kırıp dökmek için fırsat kollarken, yağmurun verdiği bu ders asla görmezlikten gelinemez. Yağmur; çirkin güzel, küçük büyük, zengin fakir, yaşlı genç, doğulu batılı, siyah beyaz, canlı cansız... hiç ama hiçbir hesap yapmadan kendini herkese sunuyor. Belki bu yüzden seviliyor. Belki de bu yüzden insanlar yağmura "berekettir–rahmettir" diye methiyeler diziyor... Yaz yağmuru için, yağdığı yerin önemli yoktur. O ayrım yapmaz. Herkesin ve herşeyin üzerine aynı güzellikte, aynı ritimle yağar. Ve bundan dolayı herkes onu sever. Kimsecikler şikayet etmez ondan....
Bu sabah yine yaz yağmuru yağdı şehrin üzerine. Her damla sanki dudağında bir şiir mırıldanır gibiydi. Bir şiir... insanda rahatlık hissi uyandıran... ayrımcılık yapmamayı öğütleyen, küçük görmeyi yasaklayan ve herkese kucak açmayı öğreten bir şiir...Sizce kaçımız yağmur kadar vefalı, yağmur kadar cömert yaşabiliyor hayatı? Maalesef dostlar maalesef, acı ama gerçek ki; dünyanın en değerli varlığı olan insanlar olarak, bir yağmur damlası bile etmiyoruz çoğu kez! Ve kaybediyoruz, kazanmamız gerekenleri... Bir bir dökülüyoruz bu yolda.
Ve yağmur kazanıyor, kazanmamız gerekenleri... Bu yüzden hep havada özgürce dans eden o oluyor. Öyle bir dans ki; görenleri kendine hayran bırakıyor. Bizse başımız eğik sadece seyretmekle yetiniyoruz bu güzelliği... Gökyüzünden salınarak yere inen yağmuru birazdan bir çift ayak çiğnemeye başlıyor. Ama yağmur buna da aldırış etmiyor. Çünkü; yeri geldiğinde ezilmenin de kendisine birşeyler katabileceğini, acılardan da dersler çıkarılması gerektiğini iyi hesap ediyor. Yani kaybettiğinde de kazanmasını biliyor. Ve mutluluğu, asla mutsuzluğun kollarına terk etmiyor. Ve sonunda kazanan yine o oluyor...
Ne olurdu, bizlerde yağmur kadar tertemiz yaşayabilseydik hayatı. Kirletmeseydik tertemiz duygularımızı. Ne kaybederdik ayıplarımızı birbirimizin yüzüne vurmak yerine, örtmeyi deneseydik. Karşımızdakileri yaralamak ne kazandırdı ki bizlere bugüne dek. Ne geçti ki elimize sanki? Ne olurdu yaz yağmuru kadar vefakar olabilseydik!...
Biz nasıl yaşarsak yaşayalım; yağmur yağmaya devam ediyor şehrin üstüne, herşeyin üstüne.. Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 19 Aralık 2007 )
|
|
|
Yazar cihan
|
|
Salı, 18 Aralık 2007 |
|
Kaybettik seni, Bir yağmurlu günde, Dönüpte baktınmı geriye, Ne kadar sevenin varmış diye Sen yıkılmayan abide. Erittin amcamı küle döndürdün. Kıydın canlarına,cellatmısın sen? Dağ gibi yiğidi,kıla çevirdin. Alan canlarını, azrail misin? Annem benim ciğerimin paresi Amcam,dayım olur baba yarısı. İnşallah alırsın,bana darısı Kanser söyle bana azrail misin? Sevdiklerim,birer birer gittiler Geride olanlar, figan ettiler Seni bana,şifa diye sattılar Kanser söyle bana azrail misin? Ali amcam boylu bosluydu. Yüzü güleç idi, gönlü yaslıydı Eliki doğumlu elibeş yaşlıydı Kanser söyle bana azrail misin? Annem garibandı,çok çalışkandı. Acılar içinde,evlatlarına yandı Güzel günlerinde, evletsız kaldı Kanser söyle bana azrail misin? Şimdi duyuyorum gencecik yaşta. Zenginde,fakirde baharda kışta Eriyip biterler, her yakarışta Kanser söyle bana azrail misin? Yorum yazınız (2 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Salı, 18 Aralık 2007 )
|
|
|
Yazar eylem
|
|
Pazar, 16 Aralık 2007 |
|
şimdi saat sensizliğin ertesi yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın avutulmuş çocuklar çoktan sustu bir ben kaldım tenhasında gecenin avutulmamış bir ben... şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun bu da benden sana ayrılığın hediyesi olsun soytarılık etmeden güldürebilmek seni ekmek çalmadan doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun.. şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum bu son olsun be..bu son olsun! bu da benim sana ayrılırken mazeretim olsun! şimdi saat yokluğunun belası sensiz gelen sabaha günaydın! işi-gücü olanlar çoktan gitti bir ben kaldım voltasında sensizliğin hiç uyumamış bir ben... şimdi dişlerimi sıkıp dudaklarıma kanamayı öğrettim ki bu kızıl damlalar körpe yanağında bir veda busesi olsun bu da benden sana heba edilmiş bir aşkın son nefesi olsun... kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü bütün saatleri öylece durdurabilmek için çıldırasıya paraladım kendimi lanet olsun! artık sigarayı üç pakete çıkardım günde olsun be! ne olacaksa olsun! bu da benim sana ayrılırken şikayetim olsun (gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun) YUSUF HAYALOĞLU Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 17 Aralık 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar pasa
|
|
Çarşamba, 12 Aralık 2007 |
Sevgili sigara, Sevgili çakmak, Sevgili kültablası, Ve demi kadar içten çay dostum. Zamanla aramızın soğuduğu, Gelişlerini azaltan oksijen. Öldüğümde, Yakın beni. Küllerimle,kültablası ilgilensin, O uğurlasın beni, Bir rüzgar avuçlarından, Silerken izlerimi...Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
|
Yazar pasa
|
|
Pazartesi, 10 Aralık 2007 |
Bitmiyor kederin, tükenmez gamın Öldürecek misin, ey zalim gurbet? Ufaktan ufaktan esiyor samın Solduracak mısın ey zalim gurbet?
Öyle bir seraba bağlattın beni Hasret ateşiyle dağlattın beni Otuz dort senedir ağlattın beni Güldürecek misin ey zalim gurbet?
Umutlarım vardı yok ettin benim Sana ilenmemi hak ettin benim Simsiyah saçımı ak ettin benim Yolduracak mısın ey zalim gurbet?
İstikbal adına kazdın kuyumu Sinir küpü ettin bozdun huyumu İnsafa gelip de artık suyumu Kaldıracak mısın ey zalim gurbet?
Mikdatî der ettin gönlümü viran İyileşmez artık derindir yaran İnsafın mı yoktur her dakka her an Saldıracak mısın ey zalim gurbetYorum yazınız (0 Yorum) |
|
|
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi |
|
Yazar AYSEL
|
|
Cumartesi, 08 Aralık 2007 |
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! | | |
Mustafa Kemal Atatürk 20 Ekim 1927 
| Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 09 Aralık 2007 )
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 8 - 14 Toplam: 265 | |
|