Deftere En Son Yazılan

Alloeruy
How do you spell that? Preteen Art 
yewy Preteen Tgp 
>:-]] Sexy Preteen Mod...

Kimler Sitede

Şuanda 29 misafir bağlı

Giriş Formu

Şablon Seçici

rhuk_solarflare_ii
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator

Anasayfa
YALNIZ DEĞİLİZ
Yazar EVRİM YERLİKAYA   
Cuma, 21 Aralık 2007

   Bir ufka vardık ki artık
   Yalnız değiliz sevgilim.
   Gerçi gece uzun,
   Gece karanlık
   Ama bütün korkulardan uzak.
   Bir sevdadır böylesine yaşamak,
   Tek başına
   Ölüme bir soluk kala,
   Tek başına
   Zindanda yatarken bile,
   Asla yalnız kalmamak.

   Şafakları ben balığa çıkarım
   Akan akmayan sularda
   Benim, bütün tezgahlarda paydosa giden        
   Bir bahar akşamı dünyada.
   Ben dört duvar arasında değilim
   Pirinçte, pamukta ve tütündeyim,
   Karacadağ, Çukurova ve Cibalide.

   Zehirli kör yılanları
   Ve sıtmasıyla
   Gün yirmidört saat insan avında
   Karacadağda çeltikler.
   Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi
   -  Ayak bileklerinde bir dizi boncuk,
   Sol omzunda nazarlık,
   Dağ başında unutulmuş üşümüş,
   Minicik bir aşiret kızının  -
   Damla-damla, berrak olur pirinci.
   Kamyonlarla, katır kervanlarıyla
   Beyler sofrasına gider...

   Çukurovam,
   Kundağımız, kefen bezimiz
   Kanı esmer, yüzü ak.
   Sıcağında sabır taşları çatlar,
   Çatlamaz ırgadın yüreği.
   Dilerse buluttan ak,
   Köpükten yumuşak verir pamuğu.
   Külhan, kavgacıdır delikanlısı,
   Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun
   En çok Çukurovalılar mahpustur,
   Dostuna yarasını gösterir gibi,
   Bir salkım söğüde su verir gibi,
   Öyle içten
   Öyle derin,
   Türkü söylemek, küfretmek,
   Çukurova yiğidine mahsustur...

   Tütünü bilir misin?
   "Kız saçı" demiş zeybekler,
   Su içmez her damardan,
   Yerini kolay beğenmez,
   Üşür
   Naz eder,
   Darılır
   İki parmak arasında kıyılmış,
   Bir parçası var kalbimin
   İncecik, ak kağıtlara sarılır,
   Dar vakit yanar da verir kendini.
   Dostun susan dudağına...

   Sokaklardan,
   Kıyılardan,
   Gök mavisinden,
   Ekmeğinden,
   Canevinden ayrı düşmeye
   Yani bütün hasretlerin kahrına
   Ve zehrine çaresiz kalmaların, 
   İlk nefesi Hızır gibi yetişir
   Cibalide sarılan cıgaranın...

   Tütün isçileri yoksul,
   Tütün işçileri yorgun,
   Ama yiğit
   Pırıl - pırıl namuslu.
   Namı gitmiş deryaların ardına
   Vatanımın bir umudu...

                    
Ahmed ARİFYorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Cuma, 21 Aralık 2007 )
 
UZUN İNCE BİR YOLDAYIM
Yazar EVRİM YERLİKAYA   
Cuma, 21 Aralık 2007

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldayım
Gidiyorum gündüz gece


Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece


Uykuda dahi yürüyom
Kalkmaya sebep arıyom
Gidenleri hep görüyom
Gidiyorum gündüz gece


Kırk dokuz yıl bu yollarda
Ovada dağda çöllerde
Düşmüşüm gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece


Düşünülürse derince
Irak görünür görünce
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece


Şaşar Veysel işbu hâle
Gâh ağlaya gâhi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece



   Aşık Veysel ŞATIROĞLU 
Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Cuma, 21 Aralık 2007 )
 
Mutluluk insanı tatlı yapar
Yazar sefa ağbulut   
Çarşamba, 19 Aralık 2007
Mutluluk İnsanı Tatlı Yapar

Efsane Wimbledon'un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi..

Hayranlarından biri sordu..

"Allah böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?"

Arthur Ashe cevap verdi.. "Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır.

Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Allah'a 'Neden ben?' diye hiç sormadım. şimdi sancı çekerken, Allah'a nasıl 'Niye ben?' derim?.

Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı.. Zorluklar güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.. Allah'a asla 'Neden ben' diye sormayın. Ne olacaksa olur.
 Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Perşembe, 20 Aralık 2007 )
 
Yaz Yağmuru
Yazar EVRİM YERLİKAYA   
Salı, 18 Aralık 2007


Bir anda şehrin üzerine yağmaya başlar yaz yağmuru. Kalabalık şehrin gürültüsü, yağmurlu bir şarkıya bırakır yerini. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, tatlı bir kaçışmayı da beraberinde getirir.
Evler, arabalar, caddeler, parklar ve kaldırımdan karşıya geçmeye çalışan küçük kedi... her şey ama herşey ıslanır. Sıcaktan kavrulan ağaçlar, susuz kalan yapraklar ve susuzluktan çatlayan toprak suya kanar.


Yaz yağmurunu pencere kenarından usulca izlerken, tuhaf bir duyguya kaptırıyorsunuz benliğinizi:
"Yağmur nasıl oluyor da hiçbir ayrım yapmaksızın herşeyin üzerine yağabiliyor. Nasıl bu kadar cömert davranabiliyor?" diye soruyorsunuz kendi kendinize. Hayata "kuru kuruya" bağlı olanlar için önemsenmeyecek bir konu belki ama, hayatın kalp atışlarını yüreğinde hissedenler için hayati bir mevzu. Keza; dünyanın en değerli varlığı olan insanlar olarak birbirimizde kusur bulmakta inanılmaz hünerler sergileyip, karşımızdakini kırıp dökmek için fırsat kollarken, yağmurun verdiği bu ders asla görmezlikten gelinemez.
Yağmur; çirkin güzel, küçük büyük, zengin fakir, yaşlı genç, doğulu batılı, siyah beyaz, canlı cansız... hiç ama hiçbir hesap yapmadan kendini herkese sunuyor. Belki bu yüzden seviliyor. Belki de bu yüzden insanlar yağmura "berekettir–rahmettir" diye methiyeler diziyor... Yaz yağmuru için, yağdığı yerin önemli yoktur. O ayrım yapmaz. Herkesin ve herşeyin üzerine aynı güzellikte, aynı ritimle yağar. Ve bundan dolayı herkes onu sever. Kimsecikler şikayet etmez ondan....


Bu sabah yine yaz yağmuru yağdı şehrin üzerine. Her damla sanki dudağında bir şiir mırıldanır gibiydi. Bir şiir... insanda rahatlık hissi uyandıran... ayrımcılık yapmamayı öğütleyen, küçük görmeyi yasaklayan ve herkese kucak açmayı öğreten bir şiir...Sizce kaçımız yağmur kadar vefalı, yağmur kadar cömert yaşabiliyor hayatı?
Maalesef dostlar maalesef, acı ama gerçek ki; dünyanın en değerli varlığı olan insanlar olarak, bir yağmur damlası bile etmiyoruz çoğu kez! Ve kaybediyoruz, kazanmamız gerekenleri... Bir bir dökülüyoruz bu yolda.


Ve yağmur kazanıyor, kazanmamız gerekenleri...
Bu yüzden hep havada özgürce dans eden o oluyor. Öyle bir dans ki; görenleri kendine hayran bırakıyor. Bizse başımız eğik sadece seyretmekle yetiniyoruz bu güzelliği...
Gökyüzünden salınarak yere inen yağmuru birazdan bir çift ayak çiğnemeye başlıyor. Ama yağmur buna da aldırış etmiyor. Çünkü; yeri geldiğinde ezilmenin de kendisine birşeyler katabileceğini, acılardan da dersler çıkarılması gerektiğini iyi hesap ediyor. Yani kaybettiğinde de kazanmasını biliyor.
Ve mutluluğu, asla mutsuzluğun kollarına terk etmiyor. Ve sonunda kazanan yine o oluyor...


Ne olurdu, bizlerde yağmur kadar tertemiz yaşayabilseydik hayatı. Kirletmeseydik tertemiz duygularımızı. Ne kaybederdik ayıplarımızı birbirimizin yüzüne vurmak yerine, örtmeyi deneseydik. Karşımızdakileri yaralamak ne kazandırdı ki bizlere bugüne dek. Ne geçti ki elimize sanki?
Ne olurdu yaz yağmuru kadar vefakar olabilseydik!...

Biz nasıl yaşarsak yaşayalım; yağmur yağmaya devam ediyor şehrin üstüne, herşeyin üstüne..
Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Çarşamba, 19 Aralık 2007 )
 
KANSER SEN AZRAİLMİSİN
Yazar cihan   
Salı, 18 Aralık 2007

Kaybettik seni,
Bir yağmurlu günde,
Dönüpte baktınmı geriye,
Ne kadar sevenin varmış diye
Sen yıkılmayan abide.

Erittin amcamı küle döndürdün.
Kıydın canlarına,cellatmısın sen?
Dağ gibi yiğidi,kıla çevirdin.
Alan canlarını, azrail misin?

Annem benim ciğerimin paresi
Amcam,dayım olur baba yarısı.
İnşallah alırsın,bana darısı
Kanser söyle bana azrail misin?

Sevdiklerim,birer birer gittiler
Geride olanlar, figan ettiler
Seni bana,şifa diye sattılar
Kanser söyle bana azrail misin?

Ali amcam boylu bosluydu.
Yüzü güleç idi, gönlü yaslıydı
Eliki doğumlu elibeş yaşlıydı
Kanser söyle bana azrail misin?

Annem garibandı,çok çalışkandı.
Acılar içinde,evlatlarına yandı
Güzel günlerinde, evletsız kaldı
Kanser söyle bana azrail misin?

Şimdi duyuyorum gencecik yaşta.
Zenginde,fakirde baharda kışta
Eriyip biterler, her yakarışta
Kanser söyle bana azrail misin?

Yorum yazınız (2 Yorum)
Son Güncelleme ( Salı, 18 Aralık 2007 )
 
AYRILIK HEDİYESİ
Yazar eylem   
Pazar, 16 Aralık 2007

 

şimdi saat sensizliğin ertesi

yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın

avutulmuş çocuklar çoktan sustu

bir ben kaldım tenhasında gecenin

avutulmamış bir ben...

 

şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim

ki bu yaşlar

utangaç boynunun kolyesi olsun

bu da benden sana

ayrılığın hediyesi olsun

 

soytarılık etmeden güldürebilmek seni

ekmek çalmadan doyurabilmek

ve haksızlık etmeden doğan güneşe

bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi

mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun..

şimdi iyi niyetlerimi

bir bir yargılayıp asıyorum

bu son olsun be..bu son olsun!

bu da benim sana

ayrılırken mazeretim olsun!

 

şimdi saat yokluğunun belası

sensiz gelen sabaha günaydın!

işi-gücü olanlar çoktan gitti

bir ben kaldım voltasında sensizliğin

hiç uyumamış bir ben...

 

şimdi dişlerimi sıkıp

dudaklarıma kanamayı öğrettim

ki bu kızıl damlalar

körpe yanağında bir veda busesi olsun

bu da benden sana

heba edilmiş bir aşkın

son nefesi olsun...

 

kafamı duvara vurmadan

tanıyabilmek seni

beyninin içindekileri anlayabilmek

ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü

bütün saatleri öylece durdurabilmek için

çıldırasıya paraladım kendimi

lanet olsun!

artık sigarayı üç pakete çıkardım günde

olsun be! ne olacaksa olsun!

bu da benim sana

ayrılırken şikayetim olsun

 

(gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun)

 

 

                                                                                   YUSUF HAYALOĞLU

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Pazartesi, 17 Aralık 2007 )
Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 8 - 14 Toplam: 268
© 2012 Avşarcık
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.