|
|

|
|
Anasayfa
|
|
|
Yazar pasa
|
|
Cumartesi, 03 Kasım 2007 |
merkezde bir şehir güzeldir kaleden seyir güneş açar tepeden uykular henüz dinmeden güneş başka açar bugün dün de başkaydı zaten dinmez hiç bir zaman matem kimi gelir iş için ankaraya sonra umutsuzca döner taşraya halbuki harcamıştır herşeyini halledebilmek için işini hayaller boşa gitti çünkü tutan olmadı elini hüzünlü gelmişti hüzünlü gitti ankara bir şehir merkezi yerde hüzün ve sevgi; ikisi bir yerdeYorum yazınız (1 Yorum) |
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Cuma, 02 Kasım 2007 |
Timsahlar, Göz Yaşları ve Biz İnsanlar!
Timsahların avlarını öldürüp, yerlerken, göz yaşları döktüğünü duymuşsunuzdur. Kim bilir nice insanlar, timsahların “nedamet” yani “pişmanlık” duygularıyla göz yaşları döktüğünü sanmışlardır.Ben de öyle olduğunu sanıyordum Bir göz mütehassısı hekim arkadaşım, bu göz yaşlarının “merhamet”le hiç alâkası bulunmadığını söylediğinde doğrusu çok şaşırdım. Hekim arkadaşımın anlattığına göre, timsahların göz yaşı bezleriyle tükürük bezleri aynı kanala bağlıymış. Hayvanın bünyesi yediği eti hazmetmek için tükürük salgılarken, aynı zamanda göz yaşı da üretmekteymiş.
Yer yüzünde timsaha benzeyen bir varlık daha vardır ki o varlık“insan oğlu” olarak bilinir. İnsan oğlu da bir ana ceylanı öldürüp, afiyetle yedikten sonra, onun için göz yaşları dökebilen bir varlıktır. Fakat bu göz yaşları hiçbir zaman, “timsahın göz yaşlarına” benzemez. Çünkü, insanın göz yaşları çoğu kere onun kalbinden gelir. İnsanoğlu bazan kalbini dinlediği zaman, göz yaşları döker de, şeytani zekasıyla işlediği suçlara bir mazeret bulmakta hiç gecikmez. Psikoloji bilginlerinin “savunma mekanizması” dediği mekanizmalar hemen devreye girer. Çünkü biyolojik bünye, kendi içinde çelişkili olarak yaşamını devam ettiremediği gibi, zihinsel bünye de çelişki içinde yaşayamaz. Manevi hayatı zenginleşmemiş olanlar, işledikleri suçlarına hemen mazeretler aramaya başlar ve bulur. Bu yüzdendir ki nice katiller, hırsızlar ve benzeri suçlular, taşıdıkları onca vebale rağmen, rahat uyuyabilmektedir. Belki de uyku, onların vicdanlarının sesinden kaçmak için seçtikleri bir sığınak olmaktadır. Fakat uykuda bile vicdanından kaçamayanlar için, uyku “kum dolu çanak” olur. Tıpkı şairin dediği gibi;
Uyku, katillerin bile çeşmesi Yorgan, Allahsıza kadar sığınak Teselli pınarı, sabır memesi Size şerbet, bana kum dolu çanak
24 Saatin, 3600 dakikası, 86400 saniyesi içinde vicdanının sesinden kaçamayanlar için sığınılacak tek bir merhamet kaynağı kalmıştır. O da her şeyi kuşatan o Yüce Kudretlinin affı ve merhametidir. İşte insan o merhamet kaynağına yöneldiği zaman savunma mekanizmaları işlemez. Günahlara kelimelerden sığınaklar bulunmaz. Çünkü onunla kelimelerle değil, gönlümüzle konuşuruz. Suç, suç olarak; günah,günah olarak görülür. Göz yaşları akıtılır. O’na yalvarılır. Aynı suçu bir daha işlememek için azmedilir. Hata ve kusurlar tamir yoluna gidilir. “Merhametim her şeyi kuşatmıştır” mânâsı hissedilir. Hayat o zaman yeniden yaşanmaya değer olur. Yüzümüze bakamadığımız aynalarda yüzümüz tekrar güzelleşmeye başlar.
İşte o zaman her şey bize “Merhaba!” diyerek gülümser. Güneş, ay, bulutlar, o başı göklere değen, her şeye rağmen dimdik durmasını bilen dağlar, üzerinde yürüdüğümüz alçak gönüllü toprak, rengarenk açmış bir çiçek, yürüyen bir böcek, uçan bir kelebek sanki bizimle konuşur ve bize şöyle seslenir:
-Merhaba, insan! Kötülükten kaçıp iyiliğe yöneldiğin, erdem sahibi olduğun veya olma yolunda gayret gösterdiğin sürece sen saygıya layık bir varlıksınYorum yazınız (1 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Cuma, 02 Kasım 2007 )
|
|
|
Yazar sinem
|
|
Cuma, 02 Kasım 2007 |
Sen gittin günler bana sanki bin asır Mutsuzluğun gölgesi yüzüme yansır Odalar olmuş zindan bense bir esir Gel son nefesimi vermek üzereyim
Sen gittin saatler sanki durmuş gibi Sensizlik beni kalbimden vurmuş gibi Ayrılık dört bir yanımı sarmış gibi Gel son nefesimi vermek üzereyim
Sen gittin çağlamıyor gayrı bu nehir Yaşatmıyor beni,kovuyor bu şehir Ayrılığın neyin nesi,söyle nedir Gel son nefesimi vermek üzereyim
Sen gittin ziyan oldu o güzel yıllar Mutsuzluğa çıktı gittiğim tüm yollar Benden söz ediyor kahrolası diller Gel son nefesimi vermek üzereyim
Sen gittin kalbim kırık,gönlüm yaralı Merhemlerin olmaz bana hiç yararı Soldu aşk bağımın yeşil yaprakları Gel son nefesimi vermek üzereyim
FATİH KONUKYorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Cuma, 02 Kasım 2007 )
|
|
|
gizemli ev --oyun linkli olan |
|
Yazar minerya
|
|
Cuma, 02 Kasım 2007 |
|
http://www.cilekoyun.com/goster/option,com_trgamernetgames/Itemid,53/task,view/id,522/oyun lütfen bu oyunu dikkate alın diğerinde linki eklemeyi unutmuştum. kolay gelsin Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Cuma, 02 Kasım 2007 )
|
|
|
Yazar pasa
|
|
Cuma, 02 Kasım 2007 |
|
Yıllar önce Stanford Hastanesi'nde gönüllü olarak çalıştığım zaman, çok ciddi ve az rastlanan bir hastalığa yakalanmış Liza adında bir kız tanıdım.
İyileşmesi için bir tek yol vardı, beş yaşındaki erkek kardeşinden kan nakli yapılması gerekiyordu.
Erkek kardeşi aynı hastalığın üstesinden gelmişti ve vücudunda hastalığı yenebilecek antikorlar oluşmuştu.
Doktor bu durumu Liza'nın erkek kardeşine açıkladı ve ona ablasına kan vermeyi isteyip istemediğini sordu.
Küçük çocuk bir an tereddüt etti ve derin bir nefes aldıktan sonra,
"Evet, eğer Liza kurtulacaksa veririm" dedi. Kan nakli yapılırken, küçük çocuk ablasının yanındaki yatakta yatıyor ve ablasının yanaklarına renk geldikçe bizimle birlikte gülümsüyordu.
Sonra yüzü sarardı ve yüzündeki gülümseme kayboldu. Başını kaldırıp doktora baktıktan sonra titreyen bir sesle,
"Hemen mi öleceğim?" diye sordu.
Anladık ki yaşı çok küçük olduğu için, doktorun sözlerini yanlış anlamış ve kanının tümünü ablasına vermesi gerektiğini düşünüp onu kabul etmişti. Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
| | << Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 71 - 77 Toplam: 265 | |
|