|
Yazar pasa
|
|
Salı, 06 Kasım 2007 |
|
Hiç kimse buyur etmedi beni Bu dünyada hiçbir yere Ama açtım bütün kapıları tekmeleyerek Bütün engelleri göğüsleyip yıkarak Buyrun dediler o zaman incelikle Buyur ettiler Ve Buyurdum Elimden geldiğince görevimi yaptım Gülümsedim hıçkırıklarımı boğarak Sonunda kimsenin yorulmadığı denli yoruldum Artık kapılar açık kalsın Bundan sonra gireceklere Şimdi dinlenmeye gidiyorum Hoşcakal güzel dünyam. AZİZ NESİN Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
|
Yazar pasa
|
|
Salı, 06 Kasım 2007 |
temel arkadaşıyla yolda giderken elindeki çakısıyla parmağını kesmiş biraz ötede sağlık ocağı varmış temel ben şurada pansuman yaptırayım demiş içeri girince karşısına iki kapı çıkmış birinde hastalıklar ötekinde yaralılar yazılıymış yaralılar kapısından girmiş yine önüne iki kapı çıkmış birinde et ötekinde kemik yazılıymış et kapısında girmiş yine iki kapı çıkmış karşısına birinde önemli ötekinde önemsiz yazıları varmış önemsiz kapısından girince kendini sokakta bulmuş dursun sormuş nasıl iyi baktılarmı temel cevap vermiş hayır ama organizasyon Yorum yazınız (1 Yorum) |
|
|
Yazar pasa
|
|
Pazar, 04 Kasım 2007 |
Benim doğduğum gün Günler uzamaya başlar Öyle bir öleceğim ki Geceler uzamaya başlayacak Ve öyle bir öleceğim ki Günlerle gecelerden başka Hiçkimse öldüğümü anlamayacak
AZİZ NESİNYorum yazınız (0 Yorum) |
|
|
Yazar pasa
|
|
Pazar, 04 Kasım 2007 |
Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 04 Kasım 2007 )
|
|
|
Yazar pasa
|
|
Cumartesi, 03 Kasım 2007 |
merkezde bir şehir güzeldir kaleden seyir güneş açar tepeden uykular henüz dinmeden güneş başka açar bugün dün de başkaydı zaten dinmez hiç bir zaman matem kimi gelir iş için ankaraya sonra umutsuzca döner taşraya halbuki harcamıştır herşeyini halledebilmek için işini hayaller boşa gitti çünkü tutan olmadı elini hüzünlü gelmişti hüzünlü gitti ankara bir şehir merkezi yerde hüzün ve sevgi; ikisi bir yerdeYorum yazınız (1 Yorum) |
|
|
Yazar sefa ağbulut
|
|
Cuma, 02 Kasım 2007 |
Timsahlar, Göz Yaşları ve Biz İnsanlar!
Timsahların avlarını öldürüp, yerlerken, göz yaşları döktüğünü duymuşsunuzdur. Kim bilir nice insanlar, timsahların “nedamet” yani “pişmanlık” duygularıyla göz yaşları döktüğünü sanmışlardır.Ben de öyle olduğunu sanıyordum Bir göz mütehassısı hekim arkadaşım, bu göz yaşlarının “merhamet”le hiç alâkası bulunmadığını söylediğinde doğrusu çok şaşırdım. Hekim arkadaşımın anlattığına göre, timsahların göz yaşı bezleriyle tükürük bezleri aynı kanala bağlıymış. Hayvanın bünyesi yediği eti hazmetmek için tükürük salgılarken, aynı zamanda göz yaşı da üretmekteymiş.
Yer yüzünde timsaha benzeyen bir varlık daha vardır ki o varlık“insan oğlu” olarak bilinir. İnsan oğlu da bir ana ceylanı öldürüp, afiyetle yedikten sonra, onun için göz yaşları dökebilen bir varlıktır. Fakat bu göz yaşları hiçbir zaman, “timsahın göz yaşlarına” benzemez. Çünkü, insanın göz yaşları çoğu kere onun kalbinden gelir. İnsanoğlu bazan kalbini dinlediği zaman, göz yaşları döker de, şeytani zekasıyla işlediği suçlara bir mazeret bulmakta hiç gecikmez. Psikoloji bilginlerinin “savunma mekanizması” dediği mekanizmalar hemen devreye girer. Çünkü biyolojik bünye, kendi içinde çelişkili olarak yaşamını devam ettiremediği gibi, zihinsel bünye de çelişki içinde yaşayamaz. Manevi hayatı zenginleşmemiş olanlar, işledikleri suçlarına hemen mazeretler aramaya başlar ve bulur. Bu yüzdendir ki nice katiller, hırsızlar ve benzeri suçlular, taşıdıkları onca vebale rağmen, rahat uyuyabilmektedir. Belki de uyku, onların vicdanlarının sesinden kaçmak için seçtikleri bir sığınak olmaktadır. Fakat uykuda bile vicdanından kaçamayanlar için, uyku “kum dolu çanak” olur. Tıpkı şairin dediği gibi;
Uyku, katillerin bile çeşmesi Yorgan, Allahsıza kadar sığınak Teselli pınarı, sabır memesi Size şerbet, bana kum dolu çanak
24 Saatin, 3600 dakikası, 86400 saniyesi içinde vicdanının sesinden kaçamayanlar için sığınılacak tek bir merhamet kaynağı kalmıştır. O da her şeyi kuşatan o Yüce Kudretlinin affı ve merhametidir. İşte insan o merhamet kaynağına yöneldiği zaman savunma mekanizmaları işlemez. Günahlara kelimelerden sığınaklar bulunmaz. Çünkü onunla kelimelerle değil, gönlümüzle konuşuruz. Suç, suç olarak; günah,günah olarak görülür. Göz yaşları akıtılır. O’na yalvarılır. Aynı suçu bir daha işlememek için azmedilir. Hata ve kusurlar tamir yoluna gidilir. “Merhametim her şeyi kuşatmıştır” mânâsı hissedilir. Hayat o zaman yeniden yaşanmaya değer olur. Yüzümüze bakamadığımız aynalarda yüzümüz tekrar güzelleşmeye başlar.
İşte o zaman her şey bize “Merhaba!” diyerek gülümser. Güneş, ay, bulutlar, o başı göklere değen, her şeye rağmen dimdik durmasını bilen dağlar, üzerinde yürüdüğümüz alçak gönüllü toprak, rengarenk açmış bir çiçek, yürüyen bir böcek, uçan bir kelebek sanki bizimle konuşur ve bize şöyle seslenir:
-Merhaba, insan! Kötülükten kaçıp iyiliğe yöneldiğin, erdem sahibi olduğun veya olma yolunda gayret gösterdiğin sürece sen saygıya layık bir varlıksınYorum yazınız (1 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( Cuma, 02 Kasım 2007 )
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 71 - 77 Toplam: 268 |