Deftere En Son Yazılan

AV-DER
DERNEĞİMİZİN DÜZENLEMİŞ OLDUĞU DOSTLUK VE DAYANIŞMA GECESİNİN BİLET SATIŞLARI BAŞLAMIŞTIR.TÜM ÜYELER...

Kimler Sitede

Şuanda 80 misafir bağlı

Giriş Formu

Şablon Seçici

rhuk_solarflare_ii
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator

Anasayfa
67.YAŞ
Yazar pasa   
Pazar, 04 Kasım 2007



Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Pazar, 04 Kasım 2007 )
 
ankarada hüzün
Yazar pasa   
Cumartesi, 03 Kasım 2007

merkezde bir şehir
güzeldir kaleden seyir
güneş açar tepeden
uykular henüz dinmeden
güneş başka açar bugün
dün de başkaydı zaten
dinmez hiç bir zaman matem
kimi gelir iş için ankaraya
sonra umutsuzca döner taşraya
halbuki harcamıştır herşeyini
halledebilmek için işini
hayaller boşa gitti
çünkü tutan olmadı elini
hüzünlü gelmişti hüzünlü gitti
ankara bir şehir
merkezi yerde
hüzün ve sevgi; ikisi bir yerdeYorum yazınız (1 Yorum)
 
Timsah göz yaşları...
Yazar sefa ağbulut   
Cuma, 02 Kasım 2007
Timsahlar, Göz Yaşları ve Biz İnsanlar!

Timsahların avlarını öldürüp, yerlerken, göz yaşları döktüğünü duymuşsunuzdur. Kim bilir nice insanlar, timsahların “nedamet” yani “pişmanlık” duygularıyla göz yaşları döktüğünü sanmışlardır.Ben de öyle olduğunu sanıyordum Bir göz mütehassısı hekim arkadaşım, bu göz yaşlarının “merhamet”le hiç alâkası bulunmadığını söylediğinde doğrusu çok şaşırdım. Hekim arkadaşımın anlattığına göre, timsahların göz yaşı bezleriyle tükürük bezleri aynı kanala bağlıymış. Hayvanın bünyesi yediği eti hazmetmek için tükürük salgılarken, aynı zamanda göz yaşı da üretmekteymiş.

Yer yüzünde timsaha benzeyen bir varlık daha vardır ki o varlık“insan oğlu” olarak bilinir. İnsan oğlu da bir ana ceylanı öldürüp, afiyetle yedikten sonra, onun için göz yaşları dökebilen bir varlıktır. Fakat bu göz yaşları hiçbir zaman, “timsahın göz yaşlarına” benzemez. Çünkü, insanın göz yaşları çoğu kere onun kalbinden gelir.
İnsanoğlu bazan kalbini dinlediği zaman, göz yaşları döker de, şeytani zekasıyla işlediği suçlara bir mazeret bulmakta hiç gecikmez. Psikoloji bilginlerinin “savunma mekanizması” dediği mekanizmalar hemen devreye girer. Çünkü biyolojik bünye, kendi içinde çelişkili olarak yaşamını devam ettiremediği gibi, zihinsel bünye de çelişki içinde yaşayamaz. Manevi hayatı zenginleşmemiş olanlar, işledikleri suçlarına hemen mazeretler aramaya başlar ve bulur. Bu yüzdendir ki nice katiller, hırsızlar ve benzeri suçlular, taşıdıkları onca vebale rağmen, rahat uyuyabilmektedir. Belki de uyku, onların vicdanlarının sesinden kaçmak için seçtikleri bir sığınak olmaktadır. Fakat uykuda bile vicdanından kaçamayanlar için, uyku “kum dolu çanak” olur. Tıpkı şairin dediği gibi;

Uyku, katillerin bile çeşmesi
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak
Teselli pınarı, sabır memesi
Size şerbet, bana kum dolu çanak

24 Saatin, 3600 dakikası, 86400 saniyesi içinde vicdanının sesinden kaçamayanlar için sığınılacak tek bir merhamet kaynağı kalmıştır. O da her şeyi kuşatan o Yüce Kudretlinin affı ve merhametidir. İşte insan o merhamet kaynağına yöneldiği zaman savunma mekanizmaları işlemez. Günahlara kelimelerden sığınaklar bulunmaz. Çünkü onunla kelimelerle değil, gönlümüzle konuşuruz. Suç, suç olarak; günah,günah olarak görülür. Göz yaşları akıtılır. O’na yalvarılır. Aynı suçu bir daha işlememek için azmedilir. Hata ve kusurlar tamir yoluna gidilir. “Merhametim her şeyi kuşatmıştır” mânâsı hissedilir. Hayat o zaman yeniden yaşanmaya değer olur. Yüzümüze bakamadığımız aynalarda yüzümüz tekrar güzelleşmeye başlar.

İşte o zaman her şey bize “Merhaba!” diyerek gülümser. Güneş, ay, bulutlar, o başı göklere değen, her şeye rağmen dimdik durmasını bilen dağlar, üzerinde yürüdüğümüz alçak gönüllü toprak, rengarenk açmış bir çiçek, yürüyen bir böcek, uçan bir kelebek sanki bizimle konuşur ve bize şöyle seslenir:

-Merhaba, insan! Kötülükten kaçıp iyiliğe yöneldiğin, erdem sahibi olduğun veya olma yolunda gayret gösterdiğin sürece sen saygıya layık bir varlıksın
Yorum yazınız (1 Yorum)
Son Güncelleme ( Cuma, 02 Kasım 2007 )
 
esir sen gittin
Yazar sinem   
Cuma, 02 Kasım 2007

Sen gittin günler bana sanki bin asır
Mutsuzluğun gölgesi yüzüme yansır
Odalar olmuş zindan bense bir esir
Gel son nefesimi vermek üzereyim

Sen gittin saatler sanki durmuş gibi
Sensizlik beni kalbimden vurmuş gibi
Ayrılık dört bir yanımı sarmış gibi
Gel son nefesimi vermek üzereyim

Sen gittin çağlamıyor gayrı bu nehir
Yaşatmıyor beni,kovuyor bu şehir
Ayrılığın neyin nesi,söyle nedir
Gel son nefesimi vermek üzereyim

Sen gittin ziyan oldu o güzel yıllar
Mutsuzluğa çıktı gittiğim tüm yollar
Benden söz ediyor kahrolası diller
Gel son nefesimi vermek üzereyim

Sen gittin kalbim kırık,gönlüm yaralı
Merhemlerin olmaz bana hiç yararı
Soldu aşk bağımın yeşil yaprakları
Gel son nefesimi vermek üzereyim

FATİH KONUKYorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Cuma, 02 Kasım 2007 )
 
gizemli ev --oyun linkli olan
Yazar minerya   
Cuma, 02 Kasım 2007

http://www.cilekoyun.com/goster/option,com_trgamernetgames/Itemid,53/task,view/id,522/oyun

lütfen bu oyunu dikkate alın

diğerinde linki eklemeyi unutmuştum.

kolay gelsin

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( Cuma, 02 Kasım 2007 )
 
cesaret üzerine
Yazar pasa   
Cuma, 02 Kasım 2007

 

Yıllar önce Stanford Hastanesi'nde gönüllü olarak çalıştığım zaman, çok ciddi ve az rastlanan bir hastalığa yakalanmış Liza adında bir kız tanıdım.

İyileşmesi için bir tek yol vardı, beş yaşındaki erkek kardeşinden kan nakli yapılması gerekiyordu.

Erkek kardeşi aynı hastalığın üstesinden gelmişti ve vücudunda hastalığı yenebilecek antikorlar oluşmuştu.

Doktor bu durumu Liza'nın erkek kardeşine açıkladı ve ona ablasına kan vermeyi isteyip istemediğini sordu.

Küçük çocuk bir an tereddüt etti ve derin bir nefes aldıktan sonra,

"Evet, eğer Liza kurtulacaksa veririm" dedi. Kan nakli yapılırken, küçük çocuk ablasının yanındaki yatakta yatıyor ve ablasının yanaklarına renk geldikçe bizimle birlikte gülümsüyordu.

Sonra yüzü sarardı ve yüzündeki gülümseme kayboldu. Başını kaldırıp doktora baktıktan sonra titreyen bir sesle,

"Hemen mi öleceğim?" diye sordu.

Anladık ki yaşı çok küçük olduğu için, doktorun sözlerini yanlış anlamış ve kanının tümünü ablasına vermesi gerektiğini düşünüp onu kabul etmişti.

Yorum yazınız (0 Yorum)
 
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 71 - 77 Toplam: 265
© 2010 Avşarcık
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.