Deftere En Son Yazılan

AV-DER
DERNEĞİMİZİN DÜZENLEMİŞ OLDUĞU DOSTLUK VE DAYANIŞMA GECESİNİN BİLET SATIŞLARI BAŞLAMIŞTIR.TÜM ÜYELER...

Kimler Sitede

Şuanda 17 misafir bağlı

Giriş Formu

Şablon Seçici

rhuk_solarflare_ii
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator
  • JoomlaWorks AJAX Header Rotator

Anasayfa
anne babalar..anne baba olabilecekler..lütfen okuyun ///ÜŞENMEDEN HEPSİNİ OKUYUN
Yazar minerya   
Perşembe, 06 Aralık 2007
ÇOK GÜZEL LÜTFEN HEPSİNİ ÜŞENMEDEN OKUYUN
      Aile

      Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri

      Yazan: Doğan Cüceloğlu

      Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim
      üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir

      kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu
      özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir
      kızdı;
      gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir
      öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu.
      Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün bir
      pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk
      aklımdan geçen, 'Armudun iyisini ayılar yer' düşüncesi oldu. Yukarıda

      özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi
      yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek
      kadar
      toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.

      Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra
      öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin
      psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam
      ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak
      istiyor.

      Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra
      ders
      çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım
      öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:

      'Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?

      'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım
      kendisini '

      'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?

      Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan
      kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul
      edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda
      Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'

      Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, 'O şahane bir
      insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim' dedi.

      O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının
      erkeğine, 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içinde bakmasının erkeğe
      verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi,
      hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.

      'Nasıl yani?' dedim.

      'Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu
      bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa
      ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor;
      onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor.
      Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat
      oldu,
      hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor,
      geceleri
      ona bakıyor.'

      Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en
      yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış
      görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum. İçimdeki
      pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği aile
      ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama
      baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer' diye düşündüm?
      Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık sık bu benzetmeyi duyarak
      büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sally'nin

      içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı.

      Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los
      Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış.
      Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını
      sordum. 'Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak
      isteyeceklerdir,' dedi ve iki gün sonra, 'Ailemle konuştum; sizinle
      tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,' dedi. Dört-beş hafta
      sonra
      San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin yaşadığı kasaba
      yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra
      yoluma devam edebilirdim.

      Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, 'O gün ben de aileme
      gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,' dedi. Ailesine haber
      verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long
      Beach'ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında
      Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George
      orada
      buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian'ın, en
      ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.

      Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten
      dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un
      torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o
      kadar
      doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış
      olduğu belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi
      konuştuğunu sordum. 'Evet' yanıtını alınca, kendisi çocukken de
      babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. 'Evet,
      biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur;
      ben
      de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz', dedi.
      Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan
      psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz
      hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra
      kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra
      onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür
      ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki
      öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde
      diz
      çökerek konuşan dede George'a 'Beyefendi, çocukların göz hizasına
      inerek konuşuyorsunuz!' dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek,
      'Tabii, onlar küçük insanlar!' yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı
      ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes
      yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu.

      O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

      Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin
      ağabeyi Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret
      yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme
      havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği
      belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon
      çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış,
      Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek için
      helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu
      olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu
      şöyle
      açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat başbaşa
      geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le randevum var. Çocuklar
      çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun,
      büyümüşler
      ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.

      Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik
      verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar
      önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu,
      bir 'keşke' olmayacak.

      Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?'

      'Evet', dedi, 'yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla başbaşa
      zaman geçirirdi. Ve ilave etti, 'Biz böyle gördük, böyle biliyoruz.
      Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'. Gülümseyerek, 'Nereden
      biliyorsun?' diye sordum.

      'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha
      doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.

      Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın
      karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı,
      kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce
      kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim
      yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son
      durak
      olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.

      Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle

      ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım
      kitaplar,
      verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne
      yapabilirim?' sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir. Sally'nin
      içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun
      davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde
      yetiştiği ailede, varoluşun beş boyutunu da doya doya yaşayabilmişti.
      Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk,
      'Sen
      varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye
      layıksın', mesajı alır ve çocuğun CAN'ı beslenir.

      Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek
      istiyorum, seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu
      mesajı
      zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel
      mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık biriyim!'
      diye
      yoğrulur.

      Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun
      beş
      boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır.


      Doğan Cüceloğlu

Yorum
Yazar ÖNEMSİZ açık 2007-12-06 16:38:43
ya bu saçmalıklara artık son verseniz kendi fikirleriniz varken neden internetten yada kitaptan başkalarının yazılarından alıntı yapıyorsunuz anlamıyarum hem kendini entellektüel bir kişi olarak tanıtma senin köydeki kara cahilden daha cahil olduğunu sağır sultan bile biliyo. nedemiş mevlana (ya göründüğün gibi ol ya olduğun gibi görün :p
Yazar ÖNEMSİZ açık 2007-12-06 16:41:32
senin okuduğun yazarlar ayşe kulin vb.den öteye geçmeyen takıntılı tatsız ve manasız kitaplar bütünüdür bence cin ali bile onlardan daha eğitici :grin :grin
Yazar pasa kocakaya açık 2007-12-07 08:03:49
sevgi paylaşımın için eline sağlık ..
Çok Teşekkürler Sevgiciğim
Yazar denizekin açık 2007-12-07 11:26:44
ve sen 'ÖNEMSİZ' gerçektende yaptığın eleştiri ve ismini vermeyişin önemsizliğini kanıtlıyo. Kendini tanıdığın için tebrik ederim senide.  
Eleştirini yaparken neden kişisel saldırıda bulunuyorsun bu bir. İsmini vermiyorsun üstüne üstlük demek ki kendinden korkun var cevabını alabileceğinden olsa gerek. Ve sen biliyor musun bu internetten bulunan konu ne kadar önemlidir. Çocuğun olsa bilirdin galiba. Diğer taraftan böyle yazıları paylaşmanın nesi kötü. Bunu buraya yolmamış olsaydı haberimiz olur muydu? Bu değersizmiş gibi göstermeye çalıştığın konu aslında tüm toplumu ilgilendiriyor ve bir profesörün yazısı bunuda mı anlayamadın. Yok bence hepsini anlamaya çalışsan anlardın. Ama senin amacın çok farklı seni çok ayıplıyorum.
sevgi teşekkürler
Yazar cihan açık 2007-12-08 16:47:26
gerçekci olmak lazım sevginin verdiği bilgiler gerçekten çok ilginç ve mantıklı yazıyı beğenmeyen şahıs eleştireçeksen isminle eleştir açık ol beğenmeye bilirsin ama bizim eksikliğimiz bunlardan kaynaklanıyor aile içi eğitimin ne kadar eksik olduğu ortada ve baktığımızda aile içi eğitimin insanlarda başarı ortamını artıtdğı ortada sevgi teşekkürler bizlerle paylaştığin için bu güzel konuyu.
acaba kim yazmış
Yazar Umut açık 2008-01-07 11:18:27
bu yazıyı yazan ben değilim. acaba kim bilmiyorum.
Yazar selin açık 2008-02-07 18:47:29
Sevgi renkli kişiliğini devam ettir. kara cahillerin sana hakaretlerini kulağını tıkamaya devam et. sen ne yaparsan yap eşek yine eşekliğini yapar sağa sola çatar alıntılarını aktarmaya devam et sevgiciğim öpüldün.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0.3!

Son Güncelleme ( Perşembe, 06 Aralık 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >
© 2010 Avşarcık
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.